Yazar arşivleri

SSK’NIN YENİDEN YAPILANMASI – I
KARAR ALMA SÜRECİNİN BİLEŞENLERİ

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı :  53   Yıl : kasım Aralık 2003

Kurum’lar yeniden yapılanmaya giderlerken bunu bir şey adına yaparlar. Diğer bir deyimle, bu yeniden yapılanmanın özdemecini (misyonunu) belirlemek gerekir. Bu özdemeç, öyle birdenbire ortaya çıkmaz, o Kurum’un yaşadığı deneyimlerin, düştüğü tuzakların ya da takıldığı engellerin öğretileri ile zenginleşir, olgunlaşır. Belki de, başarılı başarısız daha önce yapılmış olan yeniden yapılanma girişimlerinden etkilenir.

Sosyal Sigortalar Kurumu’na baktığımızda bunların tümünü bulmak olası. 54 yıllık tarihinde, sayısız tuzaklara düşmüş, trenler kaçırmış, engellere takılmış ve yeniden yapılanma girişimlerine konu olmuştur.

616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile başlatılan bir yeniden yapılanma süreci, her ne kadar, Anayasa Mahkemesi’nin iptal (ve hükümete yeni bir düzenleme için verilen 6 aylık süre) kararı varsa da, bugün uygulama sanki bu KHK yürürlükteymişcesine yürümektedir. Ayrıca hükümetin bunu aynen yasaya dönüştürmek isteyeceği de açıktır. (KUTU No.1)

SSK’nın Yeniden Yapılanması II : Kırılganlık ve Özelleştirme

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 54    Yıl : Ocak Şubat 2001

Her yeniden yapılanma, o alandaki deneyimlerin ve gereksinmelerin izini taşımak zorundadır. Hiç kuşkusuz üzerinde en çok konuşulan kurumlardan biri de SSK olmuştur. Bu iki yönden doğaldır. Birincisi, katrilyonu bulan prim alacağı ve katrilyonları bulan bütçesi ile SSK, T.C. bütçesinin üçte birine eşdeğer olup; Bağ-Kur’luların sağlık bakımını üstlendikten sonra da, Bakanın deyişiyle Türkiye nüfusunun %53’üne hizmet sunmaktadır.. İkincisi de, insanların yaşamında en temel gereksinmelerden biri “sosyal güvenlik” olup; bir çok insanın yaşamını yakından etkilemektedir.

Böylesi önemli bir alandaki her düzenleme ve her adım, toplumun bugününü ve yarınını da yakından etkilemektedir. Her ne kadar kendisi bunun ayırdında olmasa da..

Her yeniden yapılanmanın “özdemeci (misyonu)” vardır. Bu özdemeç, bir önceki dönemde karşılaşılan sorunları aşabilmeyi hedefler. SSK’nın giderlerinin çok büyük bir bölümünü oluşturan kazalar ve hastalıklar, çoğunlukla “önlenebilir” nitelikleriyle toplumun dikkatini çekmektedir. Gerçekten de, düzenlenen “işçi sağlığı iş güvenliği haftaları”nda, “trafik kazalarının önlenmesi” ve “aşı” kampanyalarında bu önlenebilirlik işlenmektedir. Hatta artık ezberlediğimiz bir slogan var: “Önlemek, ödemekten kolaydır” diye…

SSK’NIN YENİDEN YAPILANMASI – III
AYIKLAMA VE ÇİFTE STANDART

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı :   56  Yıl : Mayıs Haziran 2001

A-AYIKLAMA

Sosyal Sigortalar Kurumu’nun Sosyal Güvenlik Sistemleri İçerisindeki Özgün Yeri:

Sosyal Sigortalar Kurumu (ilk adıyla İşçi Sigortaları Kurumu) ülkemizin sosyal politika tarihinde çok özel bir yere sahip olup; prim ödeyen ya da emek harcayan milyonlarca insanın birikimiyle varolmuştur Bir sistemin varlığını sürdürebilmesinin en önde gelen koşulu, kendisini yaratan, kendisini besleyen emek ögelerine karşı duyduğu vefa duygusudur. Bu aynı işlevi görecek gelecek kuşaklar için de bir “vefa” güvencesidir.

Sosyal sigortaların, gerek kendi çalışanlarına ve gerekse kendine prim ödeyenlere karşı vefa göstermemesi, gelecek güvencesi konusunda da içten olmadığı izlenimini oluşturacaktır. Bu kabul edilemez.

Sosyal Sigortalar Kurumu, 1946 yılı Türkiye’sinin özgün koşullarında, hem sigortacılık hizmetlerini, hem sağlık hizmetlerini ve hem de eğitim, inşaat vb hizmetleri üstlenerek, “bütünleştirilmiş” (entegre) bir sistem olarak ortaya koymuştur. Uzunca bir dönem “sosyal devlet” yaklaşımını “içten” benimsemiş olan devletin, bu konudaki en önemli araçlarından birini oluşturmuş; “sigortacılık” yaklaşımının çok ötesinde kilit bir sosyal rol oynamıştır.

İşyerlerinde yürütülen teftiş faaliyetleri ve Kurumu korumaya yönelik olarak oluşturulan “öz savunma mekanizmaları” da büyük ölçüde bu “sosyal” yaklaşımdan etkilenmiştir. Bu kuruluşta da doğruydu; bugün de doğruluğunu korumaktadır.

HEDEF : 506 YERİNE 224

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 5    Yıl : Kasım Aralık 1992

Bir sağlık hizmetinin başarısının en önemli göstergesi, toplumda, o alanda herhangi bir sorun görülmemesi ve yakınmaya yol açmamasıdır. Çıkabilecek tek tük sorunların da “hızla” ve “kişiye doyurucu hizmet sunularak” karşılanacağı konusunda güven vermesidir.

Bu ölçütü kullandığımızda SSK’nın sağlık hizmetlerine toplumca “GEÇMEZ” notu verildiği bir gerçektir. Bakmakla yükümlü olduğu kişilerle birlikte toplumun yarısını kavrayan, ülke ilaç tüketiminin üçte birini emen bu kuruluştan beklenen bu değildir.

Bu neden böyledir?

Bir kez, saptanması gereken nokta, sorunun bugünkü hükümetle birlikte başlamadığıdır. Ama yıllardır SSK’ya egemen olan politika bugün de sürdürülmeye çalışılmaktadır.

Sistem, Şili’den Sonra Türkiye’de Deneniyor

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı :   86  Yıl : Mayıs Haziran 2006

Cumhuriyet Gazetesi Strateji Eki, Sayı: 97, 8 Mayıs 2006

SBF Öğretim Üyesi Prof.Dr.Gürhan Fişek, AKP’nin sosyal güvenlik reformunun daha önce Şili’de uygulanan sistemle benzerlikler taşıdığını belirterek, “Para eksenli bir hareket olan bu reform, güç odakları için yapıldı. Bu bir reform değil, borç ödemesidir” irdelemesini yaptı. Sosyal dayanışma mekanizmalarının ortadan kaldırılması ile korkuya düşen insanların üretebildikleri tek çözümün “bireysel kurtuluş” olduğunu kaydeden Fişek, “O da ne yazik ki, günü kurtarmaktan öteye gidememektedir”.

YOKSULLUKLA SAVAŞ (YOS)

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı :  24   Yıl : Ocak Şubat 1996

“Yoksulluk, nerede olursa olsun,
refah için bir tehlike oluşturur.

 

Yoksulluğa karşı savaşın, her ulus tarafından amansız
bir kararlılıkla ve ortak refahı geliştirmek üzere,
… uyumlu bir uluslararası çabayla
verilmesi gerekir”

EYLEMİN TEMEL YAKLAŞIMI

Maslow’un “İnsanların davranışlarına yön veren ana temanın gereksinmeler olduğundan yola çıkarak Gereksinme Sınıflandırması’nı ortaya koyması“, Roosvelt’in “Gereksinmeden Kurtulma Hakkını, temel insan hakkı olarak ortaya atması“, ilk kez “insan haklarının -adı konularak- uluslararası düzeyde bir belgeye bağlanması“, hepsi ve daha başkaları, iki dünya savaşının ardından gerçekleşmiştir.

İki dünya savaşı ve özellikle de ikincisi, dünyaya ders olmuştur. Devler arasındaki ekonomik çatışmaların, ulusları birbirine düşürmeye kadar varacağı ve küçük bir çıkar grubunun istekleri doğrultusunda tüm toplumun, nasıl bir hezeyana sürüklenebileceği kanıtlanmıştır. Onun için, bu tarihten sonra ortaya konulan insan hakları belgelerinde “barış” hep önde gelen bir istem olmuştur.

Sosyal Güvenliğimizdeki Çatışmaların Tarihsel Kökleri

Görüş Dergisi, TÜSİAD Yayını, Sayı 33, Kasım 1997

Bireylerin en temel gereksinmelerini güvence altına alma çabaları ve toplumun buna katkısı oldukça eskidir. Bunu ilk insan topluluklarının ortaya çıkışına kadar götürmek yanlış olmayacaktır.

Ama gereksinme içindeki bireyin, toplumca korunmasının (yardım görmesinin) bir insan “hak”kı olduğu kavramı daha yenidir. Burada 150 yılı biraz aşan bir geçmişten sözediyoruz.

Her ülkenin, toprakları üzerinde yaşayanların sosyal güvencesini sağlamaya yönelik kurduğu sistemler birbirinden farklılıklar taşımıştır. Çünkü, bu sistem, geleneksel yöntemler kadar, o toplumun demografik yapısından gelir dağılımına; toplumsal mücadele düzeyinden, sağlık davranış düzeyine kadar bir çok etmenden etkilenmektedir. Bugün Avrupa Topluluğu içinde, ortak bir sosyal politika izlemekteki güçlüklerin önemli kaynaklarından biri de işte bu farklılıklar, diğer bir deyimle “ulusal kimlik”lerdir (Kutu No.1).

SOSYAL DEVLETSİZ BİR SOSYAL GÜVENLİK

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 28 Yıl : Eylul Ekim 1996

Sosyal devlet kavramının ortaya çıkabilmesi için, dünyanın insanının telef olması gerekmiştir. Güvencesizlik içinde geçen yüzyıllar, insanların fizyolojik gereksinmelerini karşılayabilmelerini bile “aslanın ağzı”na koymuştur. Hele, Büyük Sanayi Devrimi, bunların hepsinin üzerine tuz biber ekmiştir.

Ama çekilen çileler, uğranılan haksızlıklar, dünyanın insanında, hak kavramının belirmesine ve gelişmesine yol açmıştır. Yaşamsal gereksinmelerini ve bunu güvence altına almayı, bir başkasının iyi niyetine, keyfine bırakmama düşüncesi ağırlık kazanmıştır.

Biraraya gelme, haklarını isteme, bunun için dayanışma içinde savaşım verme, hatta iktidara göz dikme, “devlet”in yaklaşımında da insana dönük değişiklikler ortaya koymuştur.

SOSYAL GÜVENLİKTE REFORM İÇİN GEÇİŞ SÜRECİ

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 45 Yıl : Temmuz Ağustos 1999

Sosyal güvenlik, insanların tek tek sorunlarıyla başa çıkamamaları üzerine, konuya toplu (grupçu) çözüm bulunması çabasından doğmuştur. Madem, üretirken ve günlük yaşamımızı sürdürürken bir başkasına gerek duyuyoruz; ondan katkı alıyor ve katkı veriyoruz. Zora düşüldüğünde de bu alışveriş sürmeli…

Bu dayanışma önce aileden başlamış ve giderek “herkes”i kavrayacak biçimde topluma yayılmıştır. Önce keyfilik (hayır yapma) özelliği taşımış ama giderek kuralcı bir özellik (hak, insan hakkı) kazanmıştır. Onun için günümüzde sosyal güvenlik, temel bir insan hakkı olarak yerleşmiştir. Ama tek insan hakkı da bu değildir.

Sosyal güvenlik hakkını, diğer temel insan haklarından soyutlamaya olanak yoktur. Sağlıklı yaşama hakkı, çalışma ve işsizlikten korunma hakkı, insanca yaşamak için gerekli geliri elde etme hakkı, aydınlanma hakkı, hak arama ve örgütlenme özgürlüğü gibi. Biz bunların tümüne birden “yaşama verilen değerin bileşik göstergesi” diyoruz.

BİREYLER-ARASI GÜVEN İLİŞKİSİ VE TOPLUMSAL DAYANIŞMA ZORUNLULUĞU

Çalışma Ortamı, Sayı:38 Mayıs Haziran 1998

KUTU NO.1

SOSYAL GÜVENLİĞİ ÖNDE GELEN SORUNLARI

  • Sosyal devletin eritilme sürecinde “sosyal” niteliği ile ayakta durmaya çalışmasıdır.
  • Sosyal güvenlik kurumlarının, kendi çıkarları doğrultusunda hareket edememesidir.
  • Parlamentodan çıkan yasalarla, sosyal güvenlik kurumlarının dengelerinin ve işleyişinin bozulmasıdır.
  • Kayıt ve buna bağlı olarak değerlendirme sistemlerindeki yetersizliktir.
  • Yanlızca tazmin felsefesi ile yürütülen hizmet yaklaşımıdır.

“Bireylerin kendisini bağımsız bir varlık olarak algılaması, kendini geliştirmesi ve kendisiyle barışması” ile “bireyci” davranması arasında ne kadar ince bir aralık var. Kişilerin bu ince çizgiyi aşmalarını önleyen tek fren mekanizması da, birbirlerine duydukları “güven” ve “gereksinme”. Her bireyci davranış arkasında, “çevresine ve yanıbaşındakine güvensizlik” ve “sözde uyanıklık” yatıyor.

BİREYSEL DENETİMDEN TOPLUM ÖRGÜTÜNE

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 26 Yıl : Mayıs Haziran 1996

“Sana ne yapıldığı değil,

senin buna karşı ne yaptığın önemli.”

( Melih Cevdet Anday , “Mikadonun Çöpleri” )

Bugün ülkemizdeki sancıların en büyüğü, bireysel denetimin cansızlığıdır. Birey adına hareket ettiğini söyleyen örgütler, vekiller vs. aslında kendi istem ve özlemlerini ağırlıkla dile getirmektedirler. Bunu yaparken, toplum psikolojisi, iletişim hileleri ve beyin yıkama yöntemlerinden de sıklıkla yararlanmaktadırlar. Bu aldatmaca, yönetsel yapıların bireylere daha da yabancılaşmasını getirmektedir.

Katılımın arttırılması, bireylerin yönetimde söz ve karar sahibi olması vb temalar sıklıkla işlenmeye başlanmıştır. Bunun nedeni, yukarıda sözünü ettiğimiz yabancılaşmadan duyulan rahatsızlıktır. Ama bireye katıl demekle olmuyor; katılınca da bireysel denetim kurulamıyor.

BİREYLER ve RİSKLER ARASINDAKİ AYRIMCILIĞA SON

Dünyada, sosyal güvenliğin bir sistem olarak ortaya çıkışı, devletin ekonomik yaşama müdahalesi ile eş zamanlıdır. “Sosyal Politika”, “Sosyal Güvenlik”, “Sosyal Hekimlik”, “İnsan Hakları” gibi kavramların eş-zamanlı olarak ortaya çıkmaları rastlantı değildir. Bu dönemde, insan hakları hareketinin doruğa çıkması, kendisini sürekli yenileyen belgelerle karşımıza gelmesi ve bu haklar demeti içinde “sosyal güvenlik”in de yerini almış olmasına da dikkat edilmelidir. Sağlık ve çalışma alanındaki girişimlerin uluslararası düzlemde yankı bulması, uluslararası sözleşmelerle, giderek bir “uluslararası ortak norm”lar üzerinden denetleme çabalarının da aynı zamana denk gelmesi de anlamlıdır. Rastlantı olmayan, gözden kaçırılmaması gereken, anlamlı olanların listesi, daha da uzatılabilir. Bunlarının tümünün biraraya gelmesi doğal olamayacağına göre, altlarında bir ortak payda aranması gerekmektedir.

Ortak payda, “insan haklarına saygılı, demokratik ve laik” olan “sosyal devlet”in, bireyin yanında yeralmasıdır. Bu payda ortadan kaldırıldığı zaman, tüm hakları birbirinden koparmış ve tek başına (ve güçsüz) bırakılmış olur. Ülkemizde bugün yaşadığımız sosyal güvenlik krizine bir de bu çerçevede bakalım.

YAŞAMA VERİLEN DEĞER

Sosyal güvenliğin temelini, insan yaşamına verilen değer oluşturmaktadır. Çünkü, insana değer verilmeyen bir ortamda, onun güvence altına alınmasının da anlamı tartışılır. Bunu, intihar eden idam mahkumunu, tedavi edip, sağlıklı hale dönüştürdükten sonra idam etmenin anlamsızlığına benzetebiliriz. Bir başka anlamsızlık örneği: Önce dövülüp sonra tedavi edilmesi; ölürse, bakmakla yükümlü olduklarına tazminat verilmesi…

Bu kavramın en çok konuşulduğu zaman, kişilerin toplumdaki çarpıklıklara karşılaştıkları ve bunun onların “kurdukları düzeni yıktığı” zamanlardır. Sözgelimi, bir trafik kazası sonrası, gerek kazanın oluş biçiminden gerekse acil yardım-kurtarma etkinliğinin başlatılmasından kaynaklanabilir. Diğer bir deyimle, kişilerin pisi pisine öldükleri ya da ağır yaralandıkları durumlarda, insan yaşamına değer verilmediği anımsanır. Aynı “an”lar, sosyal güvenliğin (toplum güvencesinin), çoktan devreye girmiş olduğu ve ilgisini daha uzun süre devam ettireceği “an”lardır.

ÇALIŞMA YAŞAMI VE REFERANDUM

(SKY TÜRK TV – 8 Eylül 2010 Saat 20.00 – Referandum Özel Yayını)

12 Eylül 2010’da yapılacak olan Referandum, TC Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hk Kanunu (07.05.2010 tarih ve 5982 sayılı) yaşama geçirmeyi amaçlamakta. Her bir maddesi ile çalışma yaşamı arasında bağ kurmak olası. Onun için de, içerisinde cımbızla bazı maddeleri tartışmak yerine bütününe bakmak gerekmektedir.

Değiştirilen ve hepsine birden ya EVET ya da HAYIR dememiz beklenen maddeler ne yazık ki eşit ağırlıkta değil. Bu elma ile armudu birbirine karıştırarak tartmaya benziyor.

Anayasa değişikliğini bu şekliyle onaylayan TBMM çoğunluğunun bir OLMAZSA OLMAZ olarak gördüğü maddeler var. Bir de KONULSA DA OLUR KONULMASA maddeler.
Bunu biraz açmak istiyorum.

OLMAZSA OLMAZ MADDELER, aslında, bu zorlu uğraşa girişilmekteki asıl amaçtır. Bunları nasıl anlayacağız. Bu maddeler, kanunun sonuna eklenen geçici maddelerde kendini göstermektedir. Geçici maddelere bakarsak,