GÖÇMEN GRUPLARIN SOSYAL HAKLARI

Dr.Şenay Gökbayrak

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı :   89  Yıl : Kasım Aralık 2006

Yaşadığımız dünya, 1990’lı yılların başından bu yana artan oranda göç dalgalarına tanık olmakta. Bu dalgalar içinde çok farklı göçmen grupları bulunmakla birlikte, insanların doğdukları ülkeleri terk ederek, bir başka yerde yaşamak istemelerinin ortak nedeni, küreselleşmenin beraberinde getirdiği, ekonomik, sosyal ve siyasi dengesizlikler sonucu yaşam kalitesinin hızlı bir biçimde aşınmasıdır. Yaşam kalitesinin hızlı bir biçimde aşınmasını sağlayan temel araç ise, sosyal devlet temelinde yükselen sosyal hakların eritilme sürecidir. Tüm bu yapı içinde, görece daha iyi yaşam standartlarına sahip olunduğu düşünülen gelişmiş ülkelere gitmek isteği artmakta, ancak çoğu zaman gidilen ülkelerde umulan bulunamamaktadır. Bu sonucun ortaya çıkmasında, tıpkı göç dalgalarının artmasında olduğu gibi, göç alıcısı gelişmiş ülkelerin sosyal devlet sistemlerinde, genelde göçmenlerin aleyhine işleyen yeniden yapılanmalar ve göç politikalarında farklı göçmen gruplarına farklılaştırılmış haklar sağlayan tabakalı yapı bulunmaktadır.

Sainbury’nin, sosyal devlet sistemleri ile göç sistemlerinin özelliklerini bir arada değerlendirilen çalışması da, bu iki sistemde yaşanan dönüşümlerin, göçmenlerin sosyal hakları açısından ortaya çıkardığı sonuçları inceleme açısından önem taşımaktadır. Çalışma, üç farklı sosyal devlet ve göç sistemi geleneğini temsil eden ABD, Almanya ve İsveç örnekleri üzerinden, özellikle 1990’lı yılların başından itibaren ortaya çıkan, refah devletinin yeniden yapılanma ve göç politikalarındaki ortak değişimlerin yanı sıra, esas olarak söz konusu ülkelerdeki göçmenlere bakış açısını farklılaştıran unsurlar üzerinde durmaktadır. Liberal refah sistemini temsil eden ABD, muhafazakâr korporatist sistemi temsil eden Almanya ve sosyal demokrat sistemi temsil eden İsveç’de, sosyal politikanın dönüşümünde yaşananların ortak noktası, farklı derecelerle de olsa, sosyal devletin sunduğu hizmetlerin daraltılması, özellikle çalışma temelinde yükselen katkıya dayalı programların ağırlığının arttırılmasıdır. Söz konusu değişimden, öncelikli olarak etkilenen sosyal gruplar ise, söz konusu toplumlarda sayısı hızla artan göçmen gruplarıdır. Ülkelere giriş statüsünün beraberinde getirdiği sosyal haklara erişimde yaşanan farklılıklar, göçmen gruplarının bu sosyal haklara erişimde gözle görülür bir tabakalaşma yaratmaktadır. Bu tabakalaşma aynı zamanda, yoksullar arasında farklı etnik temele dayalı bir tabakalaşmanın da ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Göçmen olanlar ile olmayanlar arasında sosyal haklara erişimde tam eşitliği sağlamanın temel aracı, vatandaşlık ya da bazı ülkelerde oturma hakkının kazanımıdır. Dolayısıyla, sosyal haklara erişim açısından göçmenlerin dezavantajlı durumunun temel belirleyicilerinden biri, ülkelerin göç rejimlerinin özellikleridir. Göç rejiminin özelliklerinin bir unsuru olarak, ülkeye giriş biçimi ise sonraki dönemlerde göçmenlerin sosyal yaşam içerisinde edineceği konumun bir başka deyişle sosyal yaşama içerilme ya da dışlanmasının temel göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada, tüm ülkeler düzleminde en dezavantajlı konumda bulunan göçmen kategorileri ise sığınma talebinde bulunanlar ile söz konusu gruplara gelişmiş ülkelerin 1990’lı yıllardan itibaren olabildiğince kapalı kapı politikası uygulaması sonucu artan kayıt dışı göçmenlerdir. ABD’de, 1990 Göç Yasası ve 1996 yılındaki İllegal Göç Reformu, vatandaşlık kazanımda sponsorların yükümlülüğünü arttıran sınırlandırıcı kurallar getirdi. Aynı dönemde gerçekleşen refah devleti reformu ise, özellikle göçmenlerin sosyal haklara erişimini, piyasa mekanizmasının işleyiş mantığında bir işe sahip olma ölçütüne bağladı. En önemli nokta ise, vatandaş olmayan göçmenlerin katkıya dayalı olmayan sosyal yardım programına erişimini ortadan kaldırması ve söz konusu programları eyalet yönetimlerine bırakarak, bu alanda farklılaşma yaratmasıydı. Almanya’daki göçmenler ise, ABD ile karşılaştırıldığında, daha fazla sosyal haklara sahip olsa da, söz konusu dönem içerisinde istenmeyen göç akımlarını durdurmak için, Almanya’da göçmen hakları önemli sınırlamalara konu oldu. Almanya’da yabancıların sosyal haklara erişimi, oturma izinlerinin yenilenmesine bağlı bulunmaktadır. Oturma izinlerinin verilmesinde ise, istihdamda olma dolayısıyla kendi kendine yeterliliğe sahip olma temel ölçüt konumundadır. Bu, Alman refah sisteminin katkıya dayalı Bismarkçı sosyal sigorta modeli ile tam bir uyum göstermektedir. Ancak, Alman göç rejimi içerisinde, sınırlı iş izin sistemleri başta kadınlar olmak üzere, oturma ve vatandaşlık kazanım haklarını dolayısıyla da sosyal korumaya erişimi sınırlandırıcı bir etki yaratmaktadır. Göçmen gruplar içerisinde artan işsizlik ise söz konusu dezavantajlı durumu daha da kötüleştirmektedir. Alman kökenli etnik göçmenlerin ise, sosyal yardımlara erişim konusunda, farklı etnik kökene sahip göçmenlere göre avantajlı konumunun olması, göçmenlerin sosyal yardımlara erişimde tabakalaşmayı ifade etmekteydi. Ancak, 1990’lı yıllarda gerçekleştirilen değişiklikler ile söz konusu göçmen gruplarının da avantajlı konumu ortadan kaldırıldı. Söz konusu değişikliklerin diğer hedef kitlesi, sığınmacılar ve mülteci hakkı kazanamayanlardı. Dışlayıcı olarak nitelendirilen değişimlerin temel özelliği, kalıcı oturma ve vatandaşlık kazanımın önündeki engelleri artırma dolayısıyla bu temele dayalı sosyal haklara erişimi engelleme şeklinde belirmektedir. Vatandaşlık temelinde yükselen evrensel refah sistemine sahip İsveç’de ise, vatandaşlık sosyal haklara erişimde temel ölçüt olarak benimsenmiştir. Bununla birlikte, söz konusu ölçütün yerini artan oranda oturma hakkına erişim almaktadır. 1990’lı yıllar, İsveç’de de refah sisteminin yeniden yapılandığı ve çalışmanın sosyal korumaya erişimde çok daha önemli hale geldiği yıllar oldu. Söz konusu sınırlamaların öncelikli hedef kitlesi, öncelikle sığınmacılar olmak üzere göçmen gruplarıydı. Artan ekonomik bunalıma, artan sığınmacı akımları eklenince, bu gruplara sunulan sosyal yardımlar azaltıldı. Paralel olarak, kalıcı oturma izinlerinden çok, göç rejiminde geçici oturma izinlerine ağırlık verildi. Bu, sığınmacıların katkıya dayanmayan sosyal yardımlardan yararlanamaması anlamına gelmekteydi. Ancak, ekonomik daralmanın etkileri geçince, 1996 yılından itibaren, geçici oturma izni verilen sığınmacılara çalışma hakkı tanınarak, sosyal korumaya erişimi kolaylaştırılmış oldu.

Tüm bu oluşumlar, göçmenlerin sosyal hakları üzerinde farklı özelliklere sahip refah devleti tipolojilerinin ne derece önemli olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, başta sığınmacı ve mülteciler olmak üzere artan göç akımları karşısında göç politikalarının özellikleri de, göçmenlerin sosyal içerilmesinde daha doğrusu tabakalı içerilmesinde önemli bir role sahiptir. Bu analizin gözden kaçırdığı en önemli nokta, özellikle göç politikasında ortaya çıkan tabaklaşmanın temelinde bulunan unsurun ne olduğudur. Söz konusu unsur, göçmenlerin nitelik dolayısıyla nüfusu giderek yaşlanan gelişmiş ülkelere kazandıracakları maliyetsiz rekabet gücünün düzeyidir. Gelişmiş ülkeler, genel olarak nitelik düzeyi düşük sığınmacı ve kaçak göçmenlerin ülkeye girişini bir yandan sınırlandırırken, diğer yandan yaygın deyişi ile beyin göçü denilen nitelikli göçmenlere kucak açmakta, hatta söz konusu göçü kendilerine çekebilmek için adeta yarışmaktadır. Bu yarışta da öncelikli kulvarlar, ülkeye giriş ve kalış koşullarını nitelikliler lehine kolaylaşması ve buna bağlı olarak sosyal korumaya erişimin kolaylaşmasıdır. Bu olgu sadece, göçmen kategorileri arasında artan tabakalaşmayı değil, beyin göçünü kendine çekebilmeyi başaran ülkeler ile beyin gücünü elinde tutamayan ülkeler arasında kendini yeniden üreten küresel tabakalaşmayı ifade etmektedir.

____________________

Kaynak: Sainsbury, D.(2006), “Immigrants’ Social Rights in Comparative Perspective: welfare rejimes, forms of immigration and immigration policy regimes”, Journal of European Social Policy, Vol:16(3), 229-244.