KORKU TÜNELİNDE Çevre, Su ve Orman

A.Gürhan Fişek

İnsan çevresi ile vardır. Sosyal çevre kadar, doğal çevre de vazgeçilmezdir. Kişi her şeyden soyutlanmış bir halde bir apartman dairesinde ya da mağarada yaşayamaz. Su, besin ve sosyal desteğe gereksinmesi vardır. Bu desteklere yönelik her tehdit, kişinin kendisini, yanlız, güvencesiz hissetmesine ve korku içine düşmesine yol açar. Bu açıdan baktığımızda, AKP Seçim Beyannamesi (1) ile 61.Hükumet Programı’nı (2) halkımız açısından bir KORKU TÜNELİ olarak nitelemek yanlış olmaz.

Sosyal çevreyle barışık olmak için gerekenler ile 61.Hükumet Programında bu konudaki eksikler için, yine bu sayıda yayınlanan “Sosyal Politikaya İkinci Büyük Hükumet Darbesi” yazısına bakınız.

Doğal çevreyle barışık olmak için gerekenler ile 61.Hükumet Programında olmayanlar için de bu yazıyı okuyunuz.

AKP Seçim Beyannamesi incelendiğinde, çevre ile ilgili tek satıra rastlanmamaktadır. Bu ülkemiz için alışılmamış, ama AKP için alışılmış bir durumdur. Ülkemiz için alışılmamıştır. Çünkü, 1982 Anayasasına konulan “çevre hakkı” ile ilgili madde ve aynı yıl çıkarılan “Çevre Kanunu” büyük yankı uyandırmış ve çok geniş bir kaynakça (külliyat) oluşturmuştur.

Yalnızca bu birikim ve yankılarla kalmamış, “çevre sorunu” sayılan oluşumlar da ekonomik ve toplumsal yaşamı etkileyecek boyutlar kazanmıştır. Buna karşılık, yurttaşlarımızın “çevre sorunlarının” önlenmesine ve çözümlenmesine yönelik duyarlılıkları, bilgi ve bilinç düzeyleri giderek yükselmiş, eylemlilikleri artmıştır ve yaygınlaşmıştır (3).

AKP Seçim Beyannamesini ve Hükumet Programını yazanların, bunları bilmemesi söz konusu olmadığına göre, bilmezden geldiklerini varsaymak zorundayız. Bu da ilk olmaz.

Çünkü, 2007 yılında hazırlanan Anayasa taslağı da AKP’nin çevreye bakışını ele vermektedir. Daha önce yaptığımız bir incelemede şöyle yazmıştık :

1982 Anayasa’sının 56.maddesinde sağlık, çevre ve konut başlığı altında, “ dengeli bir çevrede yaşama hakkı”ndan söz edilmiş; “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” denilmişti. AKP Anayasa’sında bunların hiçbiri yoktur. Kıyıların ve toprağın korunması da, 1982 Anayasa’sında ayrı birer madde olarak ele alınmışken, bu kez, Anayasa taslağında bulunmamaktadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinin, devletin hüküm ve tasarrufu altında olması ve yararlanmada kamu yararı önceliği, böylece anayasal temelini yitirmiştir. “ (4).

2011 yılına gelindiğinde, çevreden yine bir tek sözcük ile bile söz edilmemiştir. AKP’nin 2011 Seçim Beyannamesi, “marka şehirler ve yaşanabilir çevre” başlığı altında, kent içi ulaşımın geliştirilmesine, konut inşaatlarının arttırılmasına, içme suyu-kanalizasyon projelerine vurgu vermiştir. Çevre, su ve orman ile ilgili ne bir dilek, ne bir proje vardır.

Hükumet programı’nda ise, bu konuya ayrılan bölümde 108 satırdan 5’i çevre korumaya ayrılmıştır. “Çılgın” projeler arasında çevre, su ve orman ezilmiştir. Artık doğa, bizim koruma çabalarımıza muhtaçtır.

AKP iktidarının 2023’e kadar yapmayı vaadettikleri arasında, çevre-su-orman varlıklarının korunmasına ilişkin “proje”ler yoktur. Korunma, bütüncül bir eylemdir. Su, toprak ve havayı ayrı ayrı korumaya almak olanaksızdır. Sözgelimi su kaynaklarının korunmasını bir bakanlığa, atık yönetimini bir başka bakanlığa veremezsiniz. Ya da küresel ısınmanın incelenmesini, yalnızca ozon tabakasının incelmesi ile bir sayarak Çevre Bakanlığı’na görev olarak verirseniz; kuraklık ve çölleşme boyutlarının başka bir bakanlığı ilgilendirdiğini gözden kaçırmış olursunuz. Atık ve kimyasalların bertarafına ilişkin görevleri yalnızca “Çevre … Bakanlığı”na vermek yeterli olmaz. Çünkü atıklar aynı zamanda suyu, toprağı ve havayı da kirletmektedir. Son iki ayda çıkarılan kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile bunun yapılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Su ile “…Su Bakanlığı”, toprak ile “Orman … Bakanlığı” ve hava ile “Çevre … Bakanlığı” ilgilenmektedir. Bu bakanlıkların koruma görevleri, tek bir bütünün parçalarını oluşturmakta iken, yapay bir biçimde bölünmüşlerdir. Bu iki Bakanlığın da gücünü kırmaktadır.

Her şeyden önce, çevre, su ve orman birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. Her iki bakanlığın görev dağılımlarına bakıldığında, KHK yapıcının, yalnızca sözcüklere bakarak bir ayırıma gitmeye çalıştığını görmekteyiz. Onun için de bir çok alanda çakışmalar söz konusu olmaktadır.

TABLO 1

Çevre-Şehircilik (5) ve Orman-Su (6) Bakanlıklarının Yasalarında

Birbiri ile Çakışan Görevler

Konu

Çevre-Şehircilik

Orman-Su

… havza koruma planları ile kirlilik haritalarını oluşturmak, bunların uygulama esaslarını tespit etmek ve izlemek,

2-b

2-b,c

7-b

9

Yeraltı ve yerüstü sularının, denizlerin ve toprağın korunması, kirliliğin önlenmesi veya bertaraf edilmesi maksadıyla hedefleri, ilkeleri ve kirletici unsurları belirlemek, kirliliğin giderilmesi ve kontrolüne ilişkin usul ve esasları tespit etmek, acil müdahale planları yapmak ve yaptırmak. 8-ğ
Yeraltı ve yerüstü sularının, denizlerin ve toprağın korunması, kirliliğin önlenmesi veya bertaraf edilmesi maksadıyla kirliliğin giderilmesi ve kontrolüne ilişkin uygulamaları sağlamak, yeraltı ve yerüstü su, deniz ve toprak kirliliğine karşı hazırlıklı olmak, müdahale ve mücadele kapasitesini artırmak için gerekli tedbirleri almak ve aldırmak; çevrenin korunması, maksadıyla uygun teknolojileri belirlemek ve bu maksatla kurulacak tesislerin vasıflarını tespit etmek ve bu çerçevede gerekli tedbirleri almak ve aldırmak. 9-f
 

Faaliyetleri sonucu (hava, su ve toprak gibi alıcı ortamlara)* katı, sıvı ve gaz halde atık bırakarak kirlilik oluşturan veya oluşturması muhtemel her türlü tesis ve faaliyetin, çevresel etkilerini değerlendirmek; alıcı ortamlar ile ilgili ölçüm ve izleme çalışmalarını yapmak; bahse konu tesis ve faaliyetleri izlemek, izin vermek, denetlemek ve gürültünün kontrol

 

 

*636 KHK yerine 644 KHK düzenlenirken parantez içindeki tanımlama kaldırılmıştır.

 

 

2-c

 

Havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dahil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazındaki çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak.

 

 

7-1/c

Alıcı ortamları izlemek, buna ilişkin altyapıyı oluşturmak, çevre kililiği ile ilgili olarak ölçüm, tespit ve kalite ölçütlerini uygulamak ve uygulanmasını sağlamak, çevreyle ilgili her türlü ölçüm, izleme, analiz ve kontroller yapacak laboratuvarlar kurmak, kurdurmak, bunların akreditasyon işlemlerini yapmak, yaptırmak; alıcı ortamlar (hava,su ve toprak)* konusunda ölçüm yapacak kuruluşları belirlemek,

 

*636 KHK yerine 644 KHK düzenlenirken parantez içindeki tanımlama kaldırılmıştır.

 

 

9-(1)-ı

 

Atık ve kimyasalların yönetimine ilişkin hedef , politika ve ölçütleri belirlemek,

 

 

8-h


Küresel iklim değişkilği ve ozon tabakasının incelmesi ile ilgili tedbirlerin alınmasına yönelik plan, politika ve stratejileri belirlemek amacıyla diğer kurum ve kuruluşlarla koordinasyon sağlamak,

 

 

8-m

 

 

Ama çakışmalar, sürtüşmeler ya da etkin önlem alınamayışı iktidarın umurunda değildir. Çünkü onların programında varsa yoksa bayındırlık işi vardır. Bunun iki önemli nedeni vardır. Birincisi, inşaat sektörüyle uğraşan ve çok geniş bir sayı tutan firma ve taşeronlarına iş alanı açılmış olmaktadır. İkincisi de, ilkokulu ancak bitirebilmiş, çok geniş bir nüfusa geçici iş alanları yaratarak, işsizlik ve yoksulluk ateşini hafifletmektedir. Gerçekten de, 61.Hükumet Programı’nda bu saptamamız şöyle doğrulanmaktadır : “… işi değil, insanı koruma ilkesi çerçevesinde, işgücü piyasamazını katılıklarını gidererek, başta genç, kadın ve vasıfsız işgücümüz olmak üzere işsizlere …”

Çevrenin korunması kaygısının ikinci plana itildiğinin bir başka kanıtı da şudur : Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’nin 7-(2).maddesi şöyle demektedir :

“Çevre düzeni planlarının Bakanlıkça mekansal strateji planlarına, imar planlarının ise mekansal strateji planlarına veya çevre düzeni planlarına aykırılığının tespit edilmesi halinde ilgili idareler Bakanlıkça verilen süre içerisinde aykırılıkları giderir.”

Buradan çıkan sonuç, yukarıda anılan planlardaki hiyerarşi sıralaması şöyle :

  1. Mekansal strateji planları

  2. Çevre düzeni planları

  3. İmar planları.

Demekki mekansal strateji, her ne kadar çevre düzenini de gözönünde tutması ve ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapması öngörülüyorsa da, yetki, mekansal planlama genel müdürlüğündedir.

Çevre,su ve orman varlıklarımızın korku tünelinde olduğu nitelememizin, bir başka nedeni, her üç alanın da “ticari” olarak ele alınıp, pazara çıkarılmakta olmasıdır. Bu KHK’larla “kent ve doğayı rant aracı olarak gören bir anlayışın tüm alanlara egemen olmasının önündeki engeller kaldırıl”mıştır (7). Burada özellikle vurgulanması gereken, KHK’ler ile meslek örgütleri üzerinde hükümetin vesayeti koyulaştırılmakta, “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları”na son verilmekte ve “Düzenleyici ve Denetleyici Konumdaki Bağımsız Kamu Kurumları”n bağımsızlıkları ortadan kaldırılmaktadır. Böylece, önemli bir engel olan denetim işlevi de etkinsizleştirilmektedir.

Çevre, su ve orman bir ülkenin zenginliğidir. Kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. İnsanların ortalama yaşam süreleri 75-80 yıl olduğu düşünülürse, bu misafirliğin sonunda, bütün bunları arkadan gelenlere bırakacaktır. Tıpkı kendisinden önce yaşayanların yaptığı gibi. Onun için devraldığı gibi, devretmek gerekir. Belki tıp doktorlarına öğretilen, toplumun her bireyine şu öğretilmeli : “Önce zarar verme”.

—————————

(1) AKP Seçim Beyannamesi (2010)

(2) 61.Hükumet Programı

(3) Yücel Çağlar, www.sehrinuzerindekieller.org17 Haziran 2011

(4) Fişek A.G. (2008) : “Sivil (!) İtaatkarlar (ya da AKP’nin Sosyal Politikasının Çıkmazları) – (Alpaslan Işıklı’ya Armağan)

(5) Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK/644) Resmi Gazete 04.07.2011 tarih ve 27984 Mükerrer sayı.

(6) Su ve Orman Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK/645) Resmi Gazete 04.07.2011 tarih ve 27984 Mükerrer sayı.

(7) Muhcu E. : “644 Sayılı KHK ile Gelen”, Cumhuriyet Gazetesi 23 Ağustos 2011 s.2