Mesleksel Hastalık ve Kazalara Bağlı Sakatlıklar ve Üç Sosyal Güvenlik Kuruluşunun Eylemi

Prof.Dr.A.Gürhan Fişek

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 43    Yıl : Mart Nisan 1999

Kişinin aynası iştir,

sözlerine bakılmaz.

Ülkemizde sosyal güvenliğin çok parçalı oluşu, onun sistemleşememesine ve yeterli bir güvence kaynağı olamamasına yol açmaktadır.

İnsanın dikkatini kendi ekseninden, bir başkasını da kapsayan toplumsal eksene kaydırabilmesinin koşulu da bu güvencenin sağlanabilmiş olmasıdır. Ayrıksı durumlar (istisnalar) bir yana gördüğümüz örnekler de bunu doğrulamaktadır.

Mesleksel sağlık-güvenlikte (ya da yaygın deyişle işçi sağlığı iş güvenliğinde), “grup”çu çözümlerin önemini ve tersinin olanaksızlığını bir çok kez vurguladık. Ama bu söylemin, eyleme dönüşebilmesinde, bir yaşam biçimi haline gelebilmesinde toplumsal güvencenin verilmiş olmasının önemi büyüktür.

Ama ne yazıkki, farklı yaklaşımlar ve farklı standartlar, toplumu oluşturan bireylerin tehlike ve/veya olasılığı karşısındaki tutumlarını da farklılaştırmaktadır.

Önce yurttaşlarımızın % 81’ini kavrayan üç sosyal güvenlik kuruluşunun standartlarına göz atalım. Bu kuruluşlar, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur’dur. Kişilerin ekonomik etkinliklerine göre bölümlenmesinin ardından, bakmakla yükümlü oldukları da sistemlerin içine katılmıştır. Kabaca,

– Emekli Sandığı, kamu çalışanlarını,

– Sosyal Sigortalar Kurumu, bir ücret karşılığı çalışanları,

– Bağ-Kur, bağımsız çalışanları (ve bunun içinde de esnaf ve küçük sanatkarları).

Her ekonomik etkinlik, özünde, bu etkinlikten kaynaklanan (mesleksel) tehlikeler doğurur. Ama, üç dev sosyal güvenlik sistemine baktığımız zaman, bu konuya birbirlerinden farklı normlarla yaklaştıkları ortaya çıkar. Bağ-Kur, böyle bir tehlikeyi hiç gözönüne almazken, Emekli Sandığı, yalnızca kazaları içeren ve meslek hastalıklarına hiç yer vermeyen bir yaklaşımla karşımıza çıkmıştır. Buna karşın Sosyal Sigortalar Kurumu, çok daha ayrıntılı düzenlemelerle ve “iş kazalarıyla meslek hastalıklarının” önlenebilmesine de olanak verebilecek bir yasal düzenlemeyle oluşturulmuştur.

EMEKLİ SANDIĞI KAPSAMINDA MESLEKSEL TEHLİKELERE KARŞI OLUŞTURULAN TOPLUMSAL GÜVENCE SİSTEMİ :

Vazife Malullüğü başlığı altında ele alınmaktadır. Harp malullüğü de bunu meslek edinen memur grupları (subay, assubay) mesleksel tehlike sayılmalıdır. Vazife malullüğü sayılabilmesi için aşağıdaki koşullara uyması gerekmektedir:

a) İştirakçinin görevini yaptığı sırada görevinden,

b)Görevleri dışında, fakat kurumlarının verdiği, Kuruma ait başka bir işi yaparken,

c)Kurumlarının yararını korumak amacıyla yapılan bir işten,

d)Fabrika, atölye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan-sırasında-sonrasında, ortaya çıkarsa, işyerinin ve işin niteliğinden doğan bir kazandan ileri gelmişse..

Ancak bu koşullara uymakla birlikte, eğer,

– Keyif verici madde kullanmış olması,

– Yasalara aykırı davranış, yasal fiil olması

– İntihara teşebbüs olması

– Kendisine veya ailesine çıkar sağlamak amacıyla olması durumunda, olgu, vazife malullüğü olarak kabul edilmemektedir.

Bu kazaların, kişiyi çalıştıran Kurum’un hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, tekrarının önlenmesi için “caydırıcı” uygulamalar düzenlenmemiştir. Emekli Sandığı istatistiklerinde ise, bunlar ayrıntılı olarak irdelenemediği için, yalnızca toplam sayılar dışında herhangi bir yol gösterici veri ile karşılaşılmamaktadır.

SOSYAL SİGORTALAR KAPSAMINDA MESLEKSEL TEHLİKELERE KARŞI OLUŞTURULAN TOPLUMSAL GÜVENCE SİSTEMİ :

– İş kazaları oldukça ayrıntılı bir biçimde, yasada tanımlanmıştır ve Emekli Sandığı’nda olduğu gibi, sigortalı kıdemi aranmaksızın, tazminat olanağı tanınmıştır.

– Meslek hastalıkları, kabaca tanımlanmış; anlaşmazlık olasılığı akrışısnda incelenmesi-karşılaştırılması uzun süreçlere bağlı kılınmış ve liste-dışına çıkabilmek için “Yüksek Sağlık Kurulu”na itiraz yolu açılmıştır.

– İş kazalarıyla meslek hastalıkları riskinin gerçekleşmesi duumunda sorumluluğun işverene ait olduğu, hem İş Yasası’nda (M.73) belirtilmiş ve hem de Sosyal Sigortalar Yasası’nda (yalnızca işverenden prim alınması ve M.26’ya göre tazminat yükü getirilebilmesi) belirtilmiştir.

– İş kazalarıyla meslek hastalıklarının önlenmesi için işverenin önlemler alması durumunda özendiriciler getirilmiştir.

BAĞ-KUR KAPSAMINDA MESLEKSEL TEHLİKELERE KARŞI OLUŞTURULAN TOPLUMSAL GÜVENCE SİSTEMİ :

Yok.

Ek olarak, sigortalılığın ilk beş yılında meydana gelen ve Emekli Sandığı Yasası’nın deyimiyle “adi” malullük olarak adlandırılan olgularda da güvence sağlanmamaktadır. Buna karşın, esnaf küçük sanatkarların meslekteki ilk yılları büyük özverilerle ve çoğunlukla bedensel çalışmayı da içeren bir biçimde gerçekleşmektedir. Mesleksel risk doruk noktasındadır.

Çeşitli uygulamalar, memurların meslek hastalığı risklerini büyük boyutlara getirmiştir. Bu uygulamalar arasında, “bedensel çalışması, fikri çalışmasına” üstün gelenlerin de memur sayılabilmesinin yanında, sözleşmeli personel uygulaması vb sayılabilir. Ayrıca gelişen teknoloji de çeşitli sektörlerdeki memur çalışmasının karşı karşıya olduğu tehlikeleri arttırmıştır. Sözgelimi, hastahanelerde, Emekli Sandığı’nın iştirakçileri arasında yer alan hekimler, hemşireler, laborantlar, röntgen teknisyenleri, başta bulaşıcı hastalıklar, anestetik maddeler ve röntgen ışınları olmak üzere bir çok meslek hastalığı tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Öte yandan esnaf ve küçük sanatkarın tanımında, zaten kendi işinin başında ve işçileriyle birlikte çalışan küçük girişimcilik sözkonusudur. Bu da Bağ-Kur kapsamında değerlendirilen küçük girişimcilerin, işçileriyle, aynı çalışma ortamında ve aynı tehlikelerle başbaşa olduğunu kanıtlamaktadır. Buna karşın, bu kesimi koruma altına alan toplumsal güvence sisteminde, mesleksel tehlikelere hiç yer verilmemiş olması yadırgatıcıdır.

Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında bir çok mesleksel tehlikeye yer verilmiş olmakla birlikte, iş hukuku mevzuatının tehlikelere ilişkin uluslararası ölçütlerin gelişmesine ayak uydurmamış olması ve mevzuat hükümlerinin uygulanmasında titiz davranılmamış olması, onun “caydırıcı”lık özelliğini azaltmakta; iş kazalarıyla meslek hastalıklarının artmasına neden olarak, sigortalılar ve Kurum üzerindeki yükleri olağanüstü oranda arttırmaktadır.

Üç dev sosyal güvenlik sistemi arasındaki tutum farklılıklarının en belirgin göstergesi, kapsadıkları ekonomik etkinlik gruplarınca oluşturulan ekonomik mücadele (mesleki) örgütlerinin tutum ve istemleridir. Esnaf ve sanatkar odaları, mühendis-mimar odaları, sağlık meslek birlikleri ile Memur sendikalarının gündemlerinde, kendi üyelerinin mesleksel sağlık-güvenlikleri yer almamaktadır. İşçi sendikalarının gündemlerinde ise sınırlı bir yer tutmakta ve özellikle toplu iş sözleşmelerinde öncelikli ve değişim getirici bir öge olarak yer almamaktadır.

Sosyal güvenlik sistemleri ile bunun kapsamındaki kişilerin oluşturduğu meslek örgütlerinin tutumları arasındaki paralellik, uygulamanın yıllar boyu neden bir arpa boyu ilerlemediğinin de açıklamasını gözler önüne sermektedir.

Bu, hiçbir sorun olmadığını göstermemektedir. Bu sorunların ve gereksinmelerin farkında olunmadığını, toplumun hiç de hakketmediği ama çözümü için de bilinçli olmadığı bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır. Burada kusur, bu ikilemi farkedip de görmezden gelende; bilip de uygun dille aktaramayandadır.