SSK Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na Devri : Ver – Kurtul

Prof.Dr.A.Gürhan Fişek

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 77    Yıl : Kasım – Aralık 2004

Değerbilirlik

Sosyal sigortalar karagün dostudur. Zor zamanlarında, devletin, sorunlarını çözmesinde yardımcı olmuştur.

Yıl 1936. Devlet, padişahın borçlarını ödemekten; büyük fabrikalar kurmaktan; yabancıların elindeki demiryollarını millileştirmekten; sıtma,verem, trahom, frengi gibi salgın hastalıklarla ülkenin en uzak köyünde savaşmaktan ve ezilen+savaşlar yorgunu bir ulusu ayağa kaldırmaktan parasal olanakları yok gibi. Sivil toplumun gücünü kullanmayı deniyor. 3008 sayılı İş Yasası’nda, yurttaşının sosyal güvenliğini sağlamak için, çalışan ve çalıştıranların katılımı ile bir kurum oluşturmayı çare olarak görüyor.

Araya büyük bir dünya savaşı giriyor. Yıl 1946.Durum değişmemiştir. Savaşa girmese de, savaşın tüm ağırlığını yaşamış bir toplum. En gelişmiş kenti İstanbul’da 2 tane hastane var; sağlık ocakları yok. Çare sivil toplumun olanaklarına başvurmak; zaten Cumhuriyet bunu hep yapmış; toplum da destek olmuş (Çocuk Esirgeme Kurumu, Halkevleri, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu vs).

Devlet tarafından kurulmasına ve ayrı bir bütçeye sahip olmasına karşın, Sosyal Sigortalar Kurumu (önceki adıyla İşçi Sigortaları Kurumu), elde ettiği gelirin bir bölümünü devlet tahvillerine yatırarak, işçilere konut kredileri vererek, devlete parasal olarak destek olmuştur. Yönetim Kurulu’nda işçi-işveren-emekli temsilcilerini içermesine karşın; giderek güç dengesi bürokrasiden yana dönmüş ve giderek sıradan bir devlet dairesine dönmüştür.

İşte Sosyal Sigortalar Kurumu’nu bugüne kadar getiren kötü yönetimin kökeninde, prim ödeyenlerin kontrolu dışında gerçekleşen devletin değerbilmezliği yatmaktadır.

Aklın Yolunu Aramak

Türkiye’nin bir çok konuda dönüşümün eşiğinde olduğunu biliyoruz. Ama bu dönüşümlerin doğrultusunun 1920’den beri izlediğimiz doğrultu ile aynı olması gerekli. Çağdaş uygarlık düzeyi olgusuna 23 değil 84 yıllık bir bellek ile bakmak gerek.Yalnızca bizlere gösterilenleri değil,onun perde arkasını ve kökenlerini görmek gerekir.

“Ortak çalışma ve eşgüdüm” kültürü olmayan karar-vericiler için “tek güç” her zaman çekici ve kararlarına yön verici olmuştur. Bu davranış kültürü , aynı zamanda, karşı görüşlere hoşgörüsüzlük ve acımasızca saldırmayı da içermektedir.

Ne yazıkki karar-vericiler, bir önderimizin dediği “Tek saz dönemi geçti; artık orkestra çağıdır” deyişinden habersiz davranıyorlar. Bildiklerini okuyorlar.

Hiçbir olgu, tarihsel süreç (en azından son 84 yıl) ve konunun değişik yüzleri incelenmeden değerlendirilemez.

Biz bu yazımızda, “SSK hastanelerinin 2005 koşullarında Sağlık Bakanlığı’na devri” konusunu, değerbilirlikle, bu çerçevede ele almayı ve uyarı görevimizi yerine getirmeyi amaçlıyoruz.

Bir 12 Eylul Alışkanlığı

SSK’nın öncülü olan İşçi Sigortaları Kurumu (İSK), 1945 yılında kurulduğunda, İstanbul’da (ve Türkiye’de) hastane sayısı çok azdı. Azınlık-yabancı hastaneler dahil yalnızca 6900 hasta yatağı vardı. Bazı büyük kuruluşların hastaneleri (Paşabahçe, Beykoz, Seka vb) ile sivil toplum örgütlerinin hastaneleri (İzmir İşçi Sağlığını Koruma Derneği Hastanesi) bu Kuruma devredildi; daha sonra, çok büyük bir bölümü sıfırdan yapıldı (1). O tarihlerde devletin bunu yapmaya gücü yoktu. 10’dan fazla işçi çalıştıran işyerlerinin işçi-işverenlerinden prim toplamasaydı; bu hastaneler de kurulamazdı. Burada devlet, İSK kaynaklarını kullanarak bir yarasına sürülecek merhem buldu. Biliyoruz ki, devlet SSK kaynaklarını, on yıllarca devlet tahvili aldırarak ve ödünç alarak da tepe tepe kullandı.

Bu ülkemizde farklı bir model oluşturdu: Tazminci model. Yani kişilerin hastalanmasını ya da kazaya uğramasını bekleyen ve ondan sonra ödeme yapan sistem. Buna karşın Türkiye, 1920-1945 yılları arasında farklı bir model benimsemişti. Çağdaş sosyal güvenlik ilkelerini ve koruyucu hekimliği öne çıkaran uygulamalar.

Parasal ve insangücü yönünden zayıf olan devlet,benzer çözüm uygulamalarını,çocuk refah politikasında (Çocuk Esirgeme Kurumu), dil ve tarih konularında (Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu), halk eğitiminde (Halkevleri) vs alanlarında yinelemişti.

12 Eylul rejimi, sivil toplum örgütü statüsünde kurulmuş, varlıkları devlet kaynaklarına dayanmayan bu kuruluşları devletleştirdi. Özelleştirmenin bayraktarlığını yapan bir rejimin, sivil toplum alanında devletleştirmenin bayraktarlığını yapması şaşırtıcı ve anlamlıydı. Bir ölümlünün (Mustafa Kemal Atatürk), sivil toplum örgütüne bıraktığı mirasına el koymak ve hazineye gelir kaydetmek; bu sivil toplum kuruluşunu da Başbakanlığa katmak hukuksuzdu; ama 12 Eylul mantığı ve yasaları bunları sağladı.

Bu hukuksuzluk hala giderilemedi.Giderilmesi gündemde de yok.

SSK’da primler, dolayısıyla para birikmeye başladıkça, iktidarların bu kuruluşu yönetmeye olan iştahları da 60 yıllık süreçte artmıştı. Yapılan atamalar ve çıkarılan kanunlarla, özerk kurum önce bağlı kuruluş haline getirildi. Şimdi de hastane varlıklarına en konulmak isteniyor.

Çünkü yapılan haksızlıkların geri döndürülemediği görüldü. El koyma, oldu-bittiye getirme yol oldu.

Devlet kendisinin hiçbir katkısı olmayan, ama yıllarca kötü yönettiği bir birikime (varlıklara) bu kez el koymak istiyor. Tıpkı 12 Eylul’de olduğu gibi. Toplumumuz geçmişiyle hesaplaşamadığı için, aynı filmleri tekrar tekrar seyretmek zorunda kalıyor. Tekrar tekrar hakları çiğneniyor. Ama toplum, tepkisini göstermekte hep geç kalıyor.

Tepkisizlik

Toplumun çalışma yaşamında en çok söz sahibi iki kuruluşu, işçi ve işveren sendikalar konfederasyonları,bağıra bağıra gelen bu “son darbe”ye son ana kadar tepkisiz kalmışlardır.

  • SSK kötü yönetilmiştir.

  • 1964’te verilen sözlere karşın sosyal güvenlik sistemi SSK çatısı altında toplanmamış; bir de sistemcikler topluluğuna Bağ-Kur eklenmiştir (2).

  • SSK’nın, işyeri hekimlikleri ve Sağlık Bakanlığı’nın sağlık ocakları ile eşgüdümlü çalışmasıyla, sigortalılarına koruyucu sağlık ve ilk basamak sağlık hizmetlerini ulaştırması sağlanamamıştır.

  • Kurum’un, çağdaş sosyal güvenlik ilkeleri doğrultusunda geliştirilmesi yerine, iktidar partisinin ve parlamentonun populist yaklaşımları ile yeniden yapılanmasına yanıt ya da karşı öneri oluşturulamamıştır.

  • SSK hastanelerinin hizmet kalitesi arttırılamamış; bazı hekimlerin hastalar üzerindeki sömürüsü engellenememiştir.

  • SSK hastanelerinin, kendilerini yenilemeleri yerine hizmet satın almalarına göz yumularak Kurum büyük zararlara uğratılmıştır.

  • En son, Başkanlık Modeli dönüşümünde, iki genel müdürlüğe bölünerek kırılganlık katsayısı arttırılmıştır (3).

  • Hastanelerin işletme yönetimine dönüştürülmesi; bu yönetimlerde kaymakamların, belediye başkanlarının görev almaları, prim ödeyenlerin temsilcilerinin azınlıkta kalmaları sağlanmıştır.

Prim ödeyenlerin örgütleri yani Kurum’un gerçek sahiplerinde bu gelişmeler karşısında güçlerine eşdeğer bir tepki oluşmamıştır.

Bu tepkisizlik, ileri adımları engelleyenlere karşı başarı şansını azaltmakta; hem de karşı politika üretme (öngörülerde bulunma) olanağını ortadan kaldırmaktadır.

Tepkisizliğin Tepkiye Dönüşme Nedeni

Yukarıda saydığımız olumsuz gelişmeler karşısında gösterilmeyen tepkinin, bugün ortaya çıkmasının altında yatan nedeni ortaya koymak gerekir. Çünkü toplumun gözü, sağlığını yitirdiğinde hiçbir şeyi görmüyor. Sağlık hizmetleri, politikacıların ve karar-vericilerin sandığının tersine, toplumun çok önem verdiği hizmetlerdir. SSK’nın yüzakı olması gereken ve sosyal güvenliğin toplumun sempatisini kazanmasının (ya da antipatisine hedef olmamanın) en önemli aracı sağlık hizmetleridir.

SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri konusu ortaya atıldığından beri işçi-işveren örgütlerinin (prim ödeyenler) tepkileri yükselmeye başladı. Çünkü toplum elindekini de yitirmenin korkusuna kapıldı. Bu konuda görkemli bir miting de gerçekleştirildi.

Bunlar geç kalmış tepkilerdir.

  • Çünkü, yurttaşların, insan hakları belgelerinin açık hükümlerine karşın, sağlıklarını yitirmelerinin önüne geçecek uygulamalar (en basitinden SSK’nın bulaşıcı hastalıklarla mücadelesi) SSK’nın bir işlevi haline dönüştürülememiştir.

  • Hastalananların dertlerine en kısa zamanda ve güleryüzle çare bulunması konusunda, SSK hizmetlerinde yetmezlikler vardır. Toplumda, SSK sağlık tesislerinde doktorların yapabileceklerin tümünü yaptıkları yolunda bir tatmin görülmemektedir.

  • Meslek hastalıkları, ülkemizdeki olumsuz çalışma koşullarının bir uzantısı olarak, yaygın olmakla birlikte, saptanması ve giderilmesi için “işyeri hekimlikleri” ile “Meslek Hastalıkları Hastaneleri” can çekişmektedir.

  • Sigorta müfettişleri, temel işlevlerinden birisi olan işçi sağlığı iş güvenliği denetimini hiç yapmamaktadırlar (4).

  • SSK ilaç piyasasında tüketici olarak %33’lük bir pay alırken; üretici olarak aynı pazarda % 1,5’luk paya sahiptir. Bu dengesizliğin üzerine gidilmemektedir. SSK kurum eczanelerince yeterince korunamadığı için çürüğe çıkarılmak zorunda kalınan ilaçlar içerisinde SSK ilaçlarının rekor düzeyde oluşu dikkatlerden kaçmaktadır.

  • 1999 yılında SSK, Başkanlık Modeli’ne geçerken, 1979 yılındaki önerinin tersine yalnızca iki genel müdürlükten oluşturulmuştur. Her genel müdürlüğün, ayrı personel dairesi, ayrı bilgi işlem dairesi, ayrı mali işler dairesinin bulunması anlamladır. Kurum’un parçalanmasının yolu açılmıştır.

Tepkisiz kalınan bu olguların doğal sonucu, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri ile başlatılan yeni bir dönemdir.

SSK hastaneleri SB’a devredilirse ne olacak?

  1. SİGORTACILIK HİZMETLERİ bağımsızlaşacak,

  • Böylece hastalık durumunda, SSK, sigortalılarına, eski hastanelerinden hizmet almak zorunda kalmayacaktır. Tedavi hizmetlerinin tümünü özel hastanelerden satın alma şansına sahip olacaktır.

  • Yakın zamanda hastanecilik alanında yabancı yatırımların ve ortaklıkların arttığına ve SSK’nın -belki de daha ucuza- buralardan hizmet aldığına tanık olacağız.

  • İşyeri hekimlerinin sosyal sigorta sağlık sistemi ile çok zayıf olan bağları iyice kopacaktır. Halbuki çalışanlarıkoruyucu sağlıkhizmetlerini götürmenin, “en sık görülen, en çok sakat bırakan, en çok öldüren” hastalıkların tedavisi yoluyla SSK hastae ve dispanserleri üzerindeki yükü azaltmanın en sağlıklı yolu budur. Üstelik maaşları işveren tarafından ödenmektedir.

  • Çağdaş sosyal güvenlik uygulamaları kapsamında, sigortacılığın, sosyal politika ve koruyucu hekimlik ile bütünleştirilmesi umudu tükenecektir.

  • Sigorta fonlarına başvurmayı gereksizleştirecek “öz savunma mekanizmaları” kullanılamayacaktır.

  • Sigorta müfettişleri, denetimlerinde, sağlık konularına girmekten kaçınacaklar ve bu alandaki caydırıcılıklarını yitireceklerdir.

  • Hizmet maliyeti yükselecektir. Bugün sosyal güvenlik kuruluşları içerisinde en düşük maliyetle hizmet sunan SSK’dır

  • Hastalık ve kaza nedeniyle işgöremezliklerde, suistimaller artacak ve Kurum’un bunları denetleme yetkisi kalkacaktır. Bunu dengeleyebilmek için, “ödeme” silahını kullanarak,temelsiz uygulamalarla, geçici işgöremezlik süreleri düşürülürken, ölüm ve sürekli işgöremezliklere neden olunacaktır. Böylece hem SSK zarara uğratılacak ve hem de tazminat davaları ile yüzyüze gelecektir.

  1. HASTANECİLİK HİZMETLERİ

  • Önce SSK hastaneleri devletleştirilecek ve Sağlık Bakanlığı’na bağlanacak; ama Kamu Yönetim Reformu Yasası yürürlüğe girince, Sağlık Bakanlığı’nın diğer hastaneleri ile birlikte yerel yönetimlere devredilecektir.

  • SSK hekimleri, Sağlık Bakanlığı’na kaydırılacak; tümü sözleşmeli statüye geçirilecek; kısa erimde özel hastanelere geçmeye mecbur bırakılacaklardır.

  • İşletmelere dönüştürülen hastaneler, kaymakamın başkanı olduğu yönetim kurulları aracılığıyla özel sektöre kiralanabileceklerdir.

  • Hastanın mesleği özelinde hizmet verebilme olanakları kalmayacak;eski SSK hastaneleri de SB hastaneleri gibi genel sağlık hizmeti veren, özelliği kalmamış hastaneler olarak çalışmalarını sürdüreceklerdir.

  • SSK Yönetim Kurulu, SSK Genel Kurulu vb katılımcı yapılarda yer alan işçi ve işveren (prim ödeyenler), emekliler ve SSK çalışanlarının temsilcilerinin sağlık hizmetleri üzerindeki söz ve denetim hakları kalkacaktır.

  • SSK hastaneleri, merkezi planlama ve merkezden yönetim olanağını yitireceklerdir.

  • Göğüs Hastalıkları Hastaneleri, Fizik-Tedavi Hastaneleri ve Meslek Hastalıkları Hastaneleri gibi özellikli hastaneler, meslek özelindeki duyarlılıklarını kaybedeceklerdir.

  1. SSK İLAÇ FABRİKASI kapanacaktır. Bu dönüşüm sonrası,sigortalılar, ilaçlarını, özel eczanelerden alacaklardır. SSK’nın ilaçları Kurum eczanelerinden verme olanağı kalmadığından, kendi ilaçlarını da piyasaya sürme olanağı kalmayacaktır. Ayrıca Kurum, ilaç alımında pazarlık yoluyla %80’e varan indirimini yitirecek; ilaç pazarında %1,5 paya sahip olan kendi fabrikasının ilaçlarını -ki SSK’nın satın aldığı ilaçların 1/6 fiyatına etiketlendirilmektedir- pazarlama olanağını yitirecektir. Büyük mücadelelerden sonra ancak SSK’nın 32.yılında kurulabilen bu değerli tesis yitirilecektir.

  1. MESLEK HASTALIKLARI HASTANELERİ iyice işlevsizleştirilecektir. Özel ilgi ve uzmanlık gerektiren bir konuda,”işkazalarının ve meslek hastalıkları sigortası”nın işletilmesinde karar verici konumdadır. Ücretli çalışanların yaptıkları iş dolayısıyla karşı karşıya kaldıkları hastalıkların ortaya konulması, SSK’nın en önemli işlevlerindendir. Büyük mücadelelerden sonra ancak SSK’nın kuruluşunun 30.yılında faaliyete başlayabilmişlerdir. Konulan bu tanılardır ki, yeni yeni meslek hastalıklarının çıkabilmesini önlesin. İş kazaları ile meslek hastalıkları dolayısıyla tazmin edilen olgular, yetkililerce incelendiğinde, yeni olguların çıkmasının nasıl önleneceği de açığa çıkacaktır. Ancak meslek hastalıklarında sevk zinciri, işyeri hekimlerinin ve SSK poliklinik hekimlerinin bu hastalıktan kuşkulanması ile başlar. Ama her iki olanağın da devir sonrası kullanılma olanağı kalmayacaktır. Böylece zaten kuruyup gitmekten olan meslek hastalıkları hastanelerinin kurtuluş umudu da kalmayacaktır.

Zararın Neresinden Dönülse Kardır.

Dönüşümlerin, ileri doğru ve daha iyi hizmet sunabilme doğrultusunda olması gerekir. Buna karşın, incelediğimizde, olguda “Ver Kurtul” mantığı vardır.

Kamu Yönetimi Reformu’nda olduğu gibi, paraya egemen kurumların CSGB bünyesinde kalması (merkezi yapı), para tüketen zahmetli işlerin SB’ye (yerelleşen yapı) devri hedeflenmektedir.

İçinde bulunduğumuz dönem, 1950 yılında hastalık sigortasının kabul edildiği dönemi anımsatmaktadır. O dönemde, İşçi Sigortaları Kurumu’nun (SSK’nın öncülü) artan parasal gücü ve ilaç gereksinmesindeki patlama yerli-yabancı ilaç fabrikalarının bir anda pıtrak gibi ortaya çıkmasına yol açmıştır. Şimdi de, “hastane devrinden doğan tazminat”, ” düzenli prim gelirleri” ile SSK’nın artan parasal gücü ve hizmet alma gereksinmesindeki patlama, yerli-yabancı hastanelerin bir anda pıtrak gibi ortaya çıkmasına yol açacaktır.

SSK’nın sigortacılık işlevi ile ilgilenen kişiler, sağlık hizmetlerinin önemini hiçbir zaman anlayamamışlardır. Çünkü sigortacılığı İSK kurulduktan sonra öğrenmişlerdir (5). Oysa ülkemizde “herkese sağlık” ilkeleri doğrultusundaki sağlık hizmetleri 6 Haziran 1920’den beri savunulmakta ve uygulanmaktadır. 1945 yılında sigortacılığı Bismarck’ın 1880’lerde koyduğu ilkelerle öğrenenler; Beveridge’in 1942 yılında geliştirdiği çağdaş sosyal güvenlik ilkelerine yabancı kalmışlardır. O kadar ki, ülkemize davet edilen Beveridge’in bir yardımcısını da kaçırtılmıştır.

SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi gündemden kalkmalıdır. Ondan sonra, oluşturulması gereken gündem, SSK sağlık sisteminin çağdaş ilkelere kavuşturulması olmalıdır. Her yurttaşın çağdaş bir sağlık düzenine ve sağlıklı yaşamaya hakkı vardır. Çağdaş hekimlik ile geleneksel hekimliği ayıran olgular neyse, SSK’da olması gereken ile varolan olgular da aynıdır. Bunları tek tek görelim (6):

Olgular

Olması Gereken

(ÇAĞDAŞ HEKİMLİK ANLAYIŞI

SSK’da Olan

(GELENEKSEL HEKİMLİK ANLAYIŞI)

Hizmet kapsamı Koruyucu hekimlik, tedavi ve rehabilitasyon Tedavi ve rehabilitasyon
Hastalıklardan koruma Öncelik alır Yok
Hizmet edilen kişi Sağlam+Hasta sigortalılar Hasta olanlar
Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Bedensel, ruhsal ve sosyal çevresi ile ilgilenmek Yalnızca bedensel ve ruhsal hastalığı olanlarla ilgilenmek
Hizmet sunma Sağlık hizmeti herkese ve ayağına götürmek Hastalardan sağlık kurumuna gelenlere hizmet sunmak
Hizmetin planlanması Sosyal bileşeni de gözönüne alarak, sosyo-ekonomik kalkınmanın bir parçası olarak sağlık hizmetlerinin gelişimini planlamak Hasta sayısına ve yatağına göre planlama
Hizmetin örgütlenme modeli Çeşitli sağlık mesleklerinden gelen küçük ekiplerin birbirini tamamladığı ve desteklediği ülke çapında bütünleşmiş bir ekip hizmeti Tek bir hekime dayalı hizmet modeli
Öncelikli hizmet birimi İşyeri hekimlikleri ve sağlık ocakları Hastaneler

Sosyal Sigortalar Kurumu, karadelikler açma ve bunu büyütme politikasını bir an önce terketmelidir. Bunu sağlamanın sağlık alanındaki hedefi ise, öncelikli hizmet ve hizmet birimi seçimini doğru yapmaktan geçer. SSK sigortalıların sağlıklarını koruyarak; buna karşın hastalananları işyeri hekimleri ve sağlık ocakları işbirliği ile bir an önce tedavi ederek, hastanelerinin üzerindeki yükü en aza indirmelidir. Bunun için sağlık ocakları düzeyinde Sağlık Bakanlığı ile ortak yönetim + ortak finansman önermeli; işyeri hekimliklerinin (ve grup işyeri hekimliklerinin) gelişimleri için finansman ayırmalıdır.

Ülkemizde meslek hastalıkları, tahmin edilenin çok altında saptanabilmektedir. İşyerinden kaynaklanan bu hastalıklara yakalananların da kendi ayakları gelmeleri beklenmekte; böylece çoğu gözden kaçırılmaktadır. Bunun için meslek hastalıkları hastanelerinin, eskiden olduğu gibi, gezici birimlerle donatılarak, işyerlerinde tarama yaparak meslek hastalıklarının gerçek sayısını ortaya çıkarması sağlanmalıdır.

Bilimsel araştırmalar, öncelikli hizmet birimi olan işyeri hekimlikleri ile sağlık ocaklarında tüm hastaların %90’dan fazlasının tedavi edilebildiğini ortaya koymuştur. Ayrıca bu birimler, koruyucu hekimlik hizmetlerinin sunulabileceği tek birimlerdir. SSK, bu hizmet modelini uyguladıkça, iş kazaları-meslek hastalıkları, hastalık ve malullük sigortalarından büyük tasarruflar yapacaktır. Bu tasarrufları, yine öncelikli hizmet birimlerine yatırım olarak döndürerek tasarrufunu ve sigortalıların hizmetlerden doyumunu çok üst düzeylere tırmandıracaktır.

Prim ödeyenlerin hizmetlerden doyum düzeyinin yükseltilmesi, Kurumun sahiplenilmesi ve çekim gücünün artmasını getirecektir. Bu sosyal dayanışmanın ve sosyal barışın yükselmesi yoluyla hem üretime ve hem de insana yatırımın artmasına neden olacaktır.

Tam 58 yıldır SSK’da devlet, prim verenlerin boynuna astığı davulu, elindeki tokmakla çalmaktadır.Üstelik de bunu çalarken,yüzünü hep kendisine dönmüştür. Parlamentoda çıkardığı yasalarla, aflarla,sorumsuz ve kötü yönetim örnekleri göstermiştir. Artık yönetimi, gerçek sahipleri olan prim ödeyenlere ve emeklilere bırakmanın sırası gelmiştir. Yalnızca hastaneleri değil, tüm sosyal sigorta sistemi, prim ödeyenlerin yönetimine bırakılmalıdır.

Diğer sosyal sigorta kuruluşlarının (Bağ-Kur, Emekli Sandığı) da aynı ilkeler doğrultusunda kendilerini dönüştürmeleri; norm-standart birliğine gitmeleri ve SSK ile eşgüdüm içinde çalışmaları sağlanmalıdır.

Ancak bu uzun geçiş dönemlerinden sonradır ki, sosyal güvenliği olması gerektiği gibi, çalışma ekseninden kurtarıp, birey eksenine oturtabiliriz.

Çok geç olmadan yalnızca sigortalılarımızı değil, tüm yurttaşlarımızı bu ilkelerle hizmet sunan bir sisteme kavuşturalım.Ancak o zaman çağdaş uygarlık düzeyine erişebiliriz.

___________________

KAYNAKÇA:

  1. Fişek A.Gürhan, Özşuca Şerife.T., Şuğle M.Ali: Sosyal Sigortalar Kurumu Tarihi :1946-1996. SSK Yayını, Kasım 1998 (Önbasım) s.164.

  2. Halil Tunç’un Tanıklığı: SSK Üzerine Toplumsal Tarih Tanıklıkları Dizisi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 1996.

  3. Fişek A.Gürhan: SSK’nın Yeniden Yapılanması – II , Çalışma Ortamı Dergisi Sayı:54 Ocak-Şubat 2001.

  4. Fişek A.Gürhan: SSK’nın Yeniden Yapılanması – III , Çalışma Ortamı Dergisi Sayı:55 Mart-Nisan 2001.

  5. Şaban Eker’in “Önsöz Yerine Bir Kurum Emektarının El Yazması”, “Fişek A.G., Özşuca Ş.T., Şuğle M.A.: Sosyal Sigortalar Kurumu Tarihi :1946-1996″ içinde. SSK Yayını, Kasım 1998 (Önbasım) s.ix

  6. Fişek Nusret H.: Halk Sağlığına Giriş, Hacettepe Üniversitesi – Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2 Ankara 1983 s.47