Yeni Toplumsal Hareketler ve Hükümet-dışı Örgütler (NGO)

Onur Kovancı

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 55    Yıl : Mart Nisan 2001

Sosyal Hareketlere Yaklaşmak:

Sosyal hareketleri ele almak bizi öncelikle bu hareketlerin neden önemsendiği sorununa götürür. Sosyal hareketler teorisinin gelişiminde en belirgin husus artık sadece sınıf temelli toplumsal kurtuluş düşüncesinin yeterli görülmemesi hatta kimi yaklaşımlarda bunun terk edilmesidir. 20.Yüzyıl boyunca toplumsal çatışmaları sadece emek ve sermaye ikilemi içinde ele almanın yetersiz olacağı düşüncesi hiç gündemden düşmedi. Buna göre, bağımlılık ilişkilerinin artarak uluslararası düzeyde kurulduğu yapıda, bu bağlılık zamanla çok hassas duyarlılığa sahip olmaya başlamıştır. Kapitalizmin ulaştığı enformasyon teknolojisi devrimi emeğin merkezileşmesini parçalayan unsurlar taşırken, nüfuz ettiği alanlarda duyarlılık gösteren sosyal zıtlıkların sayısını ve ölçeğini artırdı.1 İşsizlik, çevre, barış, kadın, insan hakları vb. konular uluslararası gelişmelere çok duyarlı küresel sorunlar haline gelmeye başladı. İşte bu süreçte sınıf aidiyeti taşımadığı belirtilen insan hakları, feminism, ekolojik denge, barış yanlısı, işsizlik ve nükleer karşıtı sosyal hareketlerin toplumsal bir güç olarak gündeme geldiği gözlenmektedir.

Liberal Sivil Toplum Söylemi ve Bazı Sorular:

Sosyal hareketler ve hükümet dışı örgütler (NGO) kavramı ülkemizde 1980 sonrasında kullanılmaya başlanılan sivil toplum kavramı çerçevesinde gündeme gelmiştir. Liberal sivil toplum söyleminde göze çarpan unsurları şöyle özetleyebiliriz: 1) Devlet ile toplum arasında bir ayrıma gidilmesi durumunda mücadelenin, sivil toplum içinde yer alan bireyler (gruplar, katmanlar, sınıflar) arasında olması gerekirken, mücadele nesnesinin ‘devlet’ olarak belirlenmesi. Böylelikle salt niceliksel değerlere kapılarak ‘ne kadar az devlet olursa o kadar demokrasi olur’ düşüncesine ulaşılmaktadır. 2) Tüm siyasal etkinliğin demokratikleşme ile sınırlanması. Bu anlamda vurgu, sınıf mücadelesine değil sınıflararası ilişkilerin mevcut statik yapıda nasıl dengeleneceği üzerine yapıllır.2 Sivil toplum kavramına dikkatli yaklaşmamızı gerektiren bir konu, sivil toplum kuruluşlarının (STK) devletten ve sermayeden ne kadar bağımsız olduğudur. Batıda bu özellikteki kuruluşlar “Hükümet-dışı Örgütler” veya “Gönüllü Kuruluşlar” olarak adlandırılırken, ülkemizde kamusal olmayan ama yukarıdaki iki özelliği de taşımayan her kuruluşa STK denilmektedir. Aslında kavramın Batıdaki kullanımında bile sorunlar vardır. Çünkü Eylül 2000 tarihli Le Monde Diplomatique’in bildirdiğine göre NGO olarak ifade edilen girişimlerin Dünya Bankası’nın çeşitli ülkelerdeki projelerine katılmaları söz konusudur. Bu katılımın 1988’de %5 iken, 1997’de %47’ye ulaştığı belirtilmektedir.3 Özellikle NGO’lar konusunda dile getirilen bir husus da bu kuruluşların işlevleri ile ilgilidir. Neoliberal politikaların kamusal hizmetlerin küçültme kararlarıyla birlikte, NGO’ların sayıca artması ‘acaba bu kuruluşlar devletin üzerinden giderek attığı kamusal hizmetlerin taşeronluğunu mu üstleniyor ’ sorusunu gündeme getirmiştir. Fakat böyle bir bakış açısını da fazla genellememek gerekmektedir. Örneğin “Fişek Enstitüsü”nün bir çok çalışmasının kamusal hizmet niteliği taşımasının yanında sağlığın sosyalleştirilmesi, toplum hekimliği gibi amaçlarını da barındırması, ona mevcut işlevleri ötesinde önemli anlamlar kazandırmaktadır. Bu konuda başka bir doğrulamayı 1999 Kasımında Seattle’da görebiliriz. Yaklaşımlarındaki sınırlılıklara karşın barış, demokrasi, insan hakları gibi çok genel hedeflerin ötesinde çevre kirliliği, işsizlik, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlik gibi konularda duyarlılık gösteren hareketlerin gücünü, Dünya Ticaret Örgütü’nün gerçekleşemeyen Seattle zirvesinde gözlemledik. Uluslararası Küreselleşme Forumu (IFG), Dünya Dostları Girişimi (Friends of the Earth), Yurttaşlara Yardım Amacıyla Mali İşlemlerin Vergilendirilmesi Derneği (ATTAC), Hrıstiyan Yardım Girişimi (Christian Aid) ulusal, dayanışma ağları ile de uluslararası düzeyde, küresel kapitalizmin yarattığı eşitsizliklerin çeşitli boyutlarında mücadele eden girişimler olarak karşımıza çıkmaktadır.4 Temel Özellikler: Aslında sosyal hareketler yeni bir olgu değildir. Tarihin bir çok evresinde sosyal hareketler gözlenmiştir. Ulus devletin sınırları içinde kır ve kent üzerinde serbest piyasa sisteminin gelişmesi ve beraberinde gelen çözülme, 18. Yüzyılda ‘açlık isyanları’ biçiminde birçok tepkisel harekete neden olmuştu. Çağdaş dönemde ise hareketler IMF ve Dünya Bankası tarafından desteklenen küresel ekonomi politikaları ile ulus devletlerin daha yakın entegrasyonu neticesinde ortaya çıkmaktadır. Latin Amerika’da 1970’lerden sonra gözlemlenen hareketlerin temelde yapısal uyum politikalardaki artışa bağlı olarak sayıca artış gösterdiğini görmekteyiz. Kısa süreli, şok nitelikli yapısal uyum programları, giderek yoksullaşan ve temsil olanağı da bulamayan kesimleri kendi aralarında dayanışma ağları kurmaya yöneltmiştir (Halk Kantinleri, mutfak toplulukları, Bir Şişe Süt Komiteleri, Satın Alma Birlikleri bunların başlıcalarıdır).5 Son olarak ideal bir tip olarak sosyal hareketlerin temel özelliklerine değinmek istiyorum. 1) Yeni sosyal hareketler temelde sosyaldir. Hedef iktidarı ele geçirmek değil sivil toplumu hareketlendirmektir. Fakat hareketlerin sosyal yönünün ağır basması siyasal alandan tamamen kaçış anlamı taşımamaktadır. 2) Kurumsallaşma, toplumsal hareketi zayıflatan bir unsur olarak görülür. Bu tarz hareketlere gerekli örgütlenme tipi gerçekte esnek, hızla vakit kaybetmeksizin uyum yeteneğine sahip, otoriter olmayan yapılanmalardır. Geleneksel bürokratik ve hiyerarşik örgütlere şüpheyle bakılır (Örneğin sendikalar). Bir çok harekete katılan Luciana Costellina bu durumu şöyle ifade eder ; “Biz bir hareketiz çünkü biz hareket ediyoruz.”6 3) Bu hareketler tek bir konuya bağlı bir çok yan konu etrafında organize olmaktadırlar. Bu konuyla ilgili önemli bir nokta bu yeni hareketlerin bütün bir politika geliştirmeye pek ilgilerinin olmamalarıdır. 4) Girişimler genelde yerel konular etrafında biçimlenmektedir. Fakat bu yerellik, ilişki ağları (Gazete, yerel radyo, artık daha yaygın kullanılan internet vs.) ile birbirine bağlanabilmektedir.7 Bu nedenle yeni sosyal hareketlere örgüt tanımlamasından çok sosyal network tanımlaması da yapılmaktadır.8

KAYNAKLAR: Amin, Samir (1991) Büyük Kargaşa, Yeni Toplumsal Hareketlerin Krizi, Alan Yayınevi.

Çulhaoğlu, Metin ve Soyer, Can (2000) Solda Sivil Toplum Söylemi: Gerçekler ve Yanılsamalar, Özgür Üniversite Defterleri no:6

Ronaldo, M. & Waterman, P. (1999) Labour worldwide in the Era of Globalization, Macmillan.

Scott, Alan (1990) Ideology and the New Social Movements, Routledge and Kegan Paul.

Walthon, J & Seddon, D. (1994) Free Markets & Fodd Riots, Blackwell.

_____

1Ronaldo, M. & Waterman, P. (1999) Labour worldwide in the Era of Globalization, Macmillan, sayfa 249.

2Çulhaoğlu, Metin ve Soyer, Can (2000) Solda Sivil Toplum Söylemi: Gerçekler ve Yanılsamalar, Özgür Üniversite Defterleri no:6 sayfa 25-26.

3Le Monde Diplomatique’den aktaran Metin Çulhaoğlu ve Can Soyer, bakınız. a.g.e.63.

4Bu girişimleri tanımak için bakınız (Metindeki sırasıyla): http://www.ifg.org/index.html (16.03.2001), http://www.foe.org/eco/index.html ( 16.03.2001), http://www.attac.org (16.03.2001), http://www.christian-aid.org.uk (16.03.2001).

5Daha fazla bilgi için bakınız Walthon, J & Seddon, D. (1994) Free Markets & Fodd Riots, Slackwell.

6Amin, Samir (1991) Büyük Kargaşa, Yeni Toplumsal Hareketlerin Krizi, Alan Yayınevi,sayfa 193.

7Scott, Alan (1990) Ideology and the New Social Movements, Routledge and Kegan Paul.sayfa 16-36

8A.g.e. sayfa.30.