Yazar arşivleri

Sosyal Güvenlikte Maskeli Reform ya da Üç Maymun Oyunu

Her reform ya da yeniden yapılanma girişimi, geçmişin doğru ve cesur bir değerlendirmesi temelinde yükselmelidir. Eğer bu büyük bir titizlikle yapılmazsa, hem harcanan emekler boşa gider; hem de bir tren kaçırılmış olur.

Eğer bu reform bir sosyal güvenlik kurumunda yapılacaksa, ilk hedefin, sistemden yararlanan yurttaşların mutluluğu ve bu mutluluğun sürdürülmesi olarak seçilmesi gerekir. Bu hedefe ulaşmak için de, kurum gelir-gider dengesini düzeltilmesinin hedeflenmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nu oluşturan üçü dev sistemciğin (SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur), gelir-gider dengesi hep sorunlu olmuştur. Gelirler, giderlerin hep altında seyretmiş; açıklar o kadar artmıştır ki; bu açıklara KARA DELİKLER denmeye başlanmıştır.

SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL HEKİMLİK KAVRAMLARI ARASINDAKİ UYUM

“Herkes” bir gün “sosyal” güvenliğe gereksinme duyabilir. Keşke duymasa…

Bismarck’ın “önlem” yerine “tazmin”i öne çıkaran yaklaşımı artık çağ-dışı kaldı (Tıpkı “koruyucu hekimlik” yerine “tedavi edici hekimliği” öne çıkaran sağlık yaklaşımı gibi). Kolay değil, bu yaklaşım ortaya koyulalı tam 120 yıl geçti. 120 yıl önce mikroplar bilinmiyordu; aşı uygulamalarının düzeyi yetersizdi; hastalıkların önlenmesi konusunda deneyimler bugünkü denli zengin değildi. Ama zamanında bu yaklaşım da çok ilerici ilkeler içeriyordu. Sözgelimi bugün de geçerliliğini koruyan, sosyal güvenliğin, “muhtaçlık” temelinde ve “hayır” amacıyla yapılan bireysel bir eylem yerine; “gereksinme” temelinde “hak”kın verilmesi amacıyla yapılan bir hizmete dönüşmesi…

Maslow, kişilerin gereksinmeleri doğrultusunda hareket ettiğini ve ilk hedefinin fizyolojik gereksinmelerini (yeme,içme,barınma,sağlık vs) karşılamak olduğunu; bunu izleyen gereksinme basamağının ise bu hedefi güvence altına almak olduğunu ortaya koymuştur.

SOSYAL BARIŞIKLIĞIN TUTKALI : SAĞLIK

Yeni Türkiye Dergisi Sağlık Özel Sayısı  s. 312-320  Yıl: 2001

Tek tek hastalara bakmanın getirdiği çok önemli bir risk vardır; o da ağaçlara bakarken ormanı gözden kaçırmaya benzer. Hastalar ve yakınları sizi sürekli olarak kendi özel alanlarına çekmeye, acılarını paylaşmaya ve dertlerine birey düzeyinde çareler ürettirmeye çalışırlar . Kendileri açısından son derece haklı olan bu durum, olayın toplumsal boyutunu gözden kaçırmamıza neden olmamalıdır.

Ancak sağlıklı insan, sağlıklı ilişkiler kurar. Hasta ve yakınının tüm düşüncesi, “yakıcı” olan kendi hastalıkları üzerinde yoğunlaşmıştır. Sözgelimi, bir hastanın “ülkenin sağlık hizmetleri sunumunun uzun erimli etkinleştirilmesi programı” ile uğraşacak ne hali vardır; ne de bekleyesi. Bu işle ancak sağlamlar uğraşır. Sağlık alanında kafa yoracak ve planlama + eylem sürecine katılacak “sağlıklı” birey sayısının fazlalığı başarıyı etkileyecektir.

PERŞEMBENİN GELİŞİ ÇARŞAMBADAN BELLİDİR.

Bugün yaşamak zorunda kaldığımız bir çok olumsuzluğun kökleri çok önceleri ya ipuçlarını vermiştir; ya da denenmiştir. Onun için, Türkiye’nin bugün yaşadığı kurumsal erozyonların “ansızın”, “hiç beklenmedik bir biçimde” ortaya çıktığını söylemeyelim. Sorgulamamız gereken iki şey var:

* Neden bugün başarılabiliyor ?

* Neden bu girişimler, bunca zaman yalnızca ertelenebildi de, bir daha çıkmamak üzere gömülemedi ?

SOSYAL POLİTİKAYI BÖL VE YÖNET

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”. Anayasamızın olmazsa olmaz, değişmez ve kilit değerdeki bu maddesi, devletin birbirinden ayrılmaz dört niteliğini belirtmiştir; biri olmazsa diğeri de anlamını yitirir. Onun için sosyal devlet dediğimiz zaman yalnızca tek bir boyuttan söz etmiyoruz; sosyal yardım gibi tek bir hizmet kalemiyle de bu maddenin gereklerini karşılama olanağımız yok.

Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti”ne ulaşma ve onu sürdürebilmek amacıyla yapılan tüm çalışmalar da “sosyal politika” şemsiyesi altında toplanmıştır. Sosyal politika, eğitimden istihdama, çalışma ilişkilerinden sosyal güvenliğe, sağlıktan sosyal hizmetlere kadar bir çok bağımsız politikanın bileşkesidir. Ne yazık ki, küreselleşme aşamasına ulaşan ve dünyanın dengesini bozmaya kararlı olan kapitalizm, tekelci sermayedarlar dışında kalanlara tek tip hapishane giysisi giydirmekte kararlıdır. Böylece insan hakkı olarak kabul edilen ve herkese sunulması gereken “eğitimden istihdama, çalışma ilişkilerinden sosyal güvenliğe, sağlıktan sosyal hizmetlere kadar” sosyal devletin yapmakla yükümlü olduğu ne varsa hepsini söndürmekle kendini görevli saymaktadır.

SOSYAL GÜVENLİĞİN YOLU REFAHTAN MI GEÇİYOR ?!

Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Cilt 21, Sayı 200 Haziran 1997

“Refah” sözcüğüyle ne anlatmak istiyoruz. Sıradan herhangi birine sorduğumuz zaman, bize refahı nasıl tanımlayabilir? “Her türlü sorundan, kaygıdan arınmış olarak ayağını uzatıp, gözlerini kapatıp oturması… Bir mutluluk tablosu”. “Ya da gönlünce kırlarda, çiçek bahçelerinde koşturması.” Maslow’a sorarsanız, o da “en azından fizyolojik gereksinmelerin karşılandığı ve bunun da güvence altına alındığı basamak” olarak tanımlayabilir. Düşler çeşit çeşit… Ama tanımlarda ortak bir özellik var: Bugününün ve yarınının güvence altında olması. O zaman “refah toplumunu, herkesin sosyal güvencesinin sağlandığı ve insan haklarına saygılı bir ortam” olarak tanımlayabiliriz.

SOSYAL GÜVENLİĞİN CİNSİYETİ

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 70    Yıl : Eylül Ekim 2003

“Gününü gün eden ağustos böceği” masalı, ya da “sakla samanı gelir zamanı”, “ak akça kara gün içindir” gibi atasözleri, çocukları yarını da düşünmeleri için çok kez yinelenir. Kişinin zaten doğasında olan, “yarın ne olacağım?” kaygısını pekiştiren ve onu güvence arayışına iten bu yönlendirme, sosyal güvenlik gereksinmesini doğurur.

Bunun içindir ki, sosyal güvenlik gereksinmesinin karşılanmasında, ana eksen bireyin kendisi olup; onun dinamizminin öldürülmemesi, büyük önem taşır (Beveridge, 1945).

SSK Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na Devri : Ver – Kurtul

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 77    Yıl : Kasım – Aralık 2004

Değerbilirlik

Sosyal sigortalar karagün dostudur. Zor zamanlarında, devletin, sorunlarını çözmesinde yardımcı olmuştur.

Yıl 1936. Devlet, padişahın borçlarını ödemekten; büyük fabrikalar kurmaktan; yabancıların elindeki demiryollarını millileştirmekten; sıtma,verem, trahom, frengi gibi salgın hastalıklarla ülkenin en uzak köyünde savaşmaktan ve ezilen+savaşlar yorgunu bir ulusu ayağa kaldırmaktan parasal olanakları yok gibi. Sivil toplumun gücünü kullanmayı deniyor. 3008 sayılı İş Yasası’nda, yurttaşının sosyal güvenliğini sağlamak için, çalışan ve çalıştıranların katılımı ile bir kurum oluşturmayı çare olarak görüyor.

SAĞLIKTA ÖZELLEŞTİRME ile DEVLETLEŞTİRME BİRBİRİNE Mİ KATILDI ?
(SSK Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na Devri)

Özellikle 1970’ten sonra sağlık alanında bir çok sözcük uçuşmaya başladı. Anımsamaya çalışıyorum:

    Sosyalizasyonun yerine genel sağlık sigortası
    Sağlık ocaklarının yerine aile hekimliği klinikleri
    Toplum hekimliğinin yerine halk sağlığı
    Nüfus planlamasının yerine aile planlaması

Küreselleşmenin Yakıtı : Beyin Göçü

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 81    Yıl : Temmuz Ağustos 2005

1850’lerden beri işçilerin düşü, tüm dünyayı kapsayan ve işçi sınıfının egemen olacağı bir evrensel düzen kurmaktı; bu davanın adına “enternasyonalizm” demişlerdi. 1917’den sonra Sovyetler Birliği’nin, daha sonra Çin ve doğu Avrupa ülkelerinin sisteme katılması bu umudu arttırmıştı. Ama 1980’lerden sonra sosyalist sistemler çökünce, bu düş de gündemden çıktı.

Enternasyonalizm gündemden çıkınca globalizasyona gündoğdu. Artık kapitalizm dünyanın her köşesine hiç bir engelle karşılaşmadan egemenliğini yayılabilirdi: O, şimdi bir dünya sistemi. İşte globalizasyon (ya da küreselleşme) bu yayılmanın ve egemenliğini pekiştirmenin adı.

SİGORTA TEFTİŞ KURULU’NUN SSK BAŞKANLIĞI SİGORTA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NE BAĞLANMASI HAKKINDA BİLİMSEL DEĞERLENDİRMEM

Sosyal Sigortalar Kurumu’nun Sosyal Güvenlik Sistemleri İçerisindeki Özgün Yeri:

Sosyal Sigortalar Kurumu (ilk adıyla İşçi Sigortaları Kurumu) ülkemizin sosyal politika tarihinde çok özel bir yere sahip olup; prim ödeyen ya da emek harcayan milyonlarca insanın birikimiyle varolmuştur Bir sistemin varlığını sürdürebilmesinin en önde gelen koşulu, kendisini yaratan, kendisini besleyen emek ögelerine karşı duyduğu vefa duygusudur. Bu aynı işlevi görecek gelecek kuşaklar için de bir “vefa” güvencesidir.

Sosyal sigortaların, gerek kendi çalışanlarına ve gerekse kendine prim ödeyenlere karşı vefa göstermemesi, gelecek güvencesi konusunda da içten olmadığı izlenimini oluşturacaktır. Bu kabul edilemez.

Sosyal Güvenlik Alanında Normda Birlikten Önce Eylemde Birlik

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 39    Yıl : Temmuz Ağustos 1998

Ne emeklilik yaşının erkenliği, ne yönetimin yetersizliği ne de parlamento kaynaklı müdahaleler, sosyal güvenlik sisteminin temel sorunsalını oluşturuyor. Temel sorunsal, sosyal devletin eriyip gitmesine paralel olarak, “sosyal” sigorta sisteminin de zayıflaması ve “toplumun da buna karşı duyarsız kalması”dır. (Bu konuda en gerçekçi (!) teşhisi öteden beri Sağlık Bakanlığı koymuştur. “Sosyal” kelimesinin yasasından kaldırılmasını hak edercesine, 1965’li yıllardan beri, hep sağlığın “sosyal” değil, “kişisel” bir olgu olduğunu vurgulamış; durmadan sağlığın özelleştirilebilmesi için projeler hazırlamıştır. Dün “toplum” hekimliğinin yerine “aile” hekimliğini koymaya çalışıyordu; bugün “sosyal” sağlık sigortasının yerine “kişisel” sağlık sigortasını).

O zaman temel çözümü de burada aramak gerekmektedir. “sosyal” sigorta sisteminin, eskiden varolan “sosyal” politika desteğinin nasıl yeniden oluşturulabileceği ve “toplum”un bu kurumlara sahip çıkmasının nasıl sağlanacağı…

Sosyal devlet uygulamaları ile sosyal güvenlik sistemi arasındaki köprüler, her zaman gözardı edilmiştir. Bu 1976 yılında, İİBK ve ÇB İş Güvenliği Müfettişleri için yapılan SSK kaynaklı ödemelerin kesilmesi sırasında da; 1964-67 yıllarında sağlıkta sosyalleştirme ile SSK sağlık hizmetleri arasında köprü kurulmaya çalışılırken de; 1946 yılında bağımsız bir sosyal güvenlik kurumu olarak SSK (sonra da Bağ-Kur) oluşturulurken de…

Mesleksel Hastalık ve Kazalara Bağlı Sakatlıklar ve Üç Sosyal Güvenlik Kuruluşunun Eylemi

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 43    Yıl : Mart Nisan 1999

Kişinin aynası iştir,

sözlerine bakılmaz.

Ülkemizde sosyal güvenliğin çok parçalı oluşu, onun sistemleşememesine ve yeterli bir güvence kaynağı olamamasına yol açmaktadır.

İnsanın dikkatini kendi ekseninden, bir başkasını da kapsayan toplumsal eksene kaydırabilmesinin koşulu da bu güvencenin sağlanabilmiş olmasıdır. Ayrıksı durumlar (istisnalar) bir yana gördüğümüz örnekler de bunu doğrulamaktadır.

Mesleksel sağlık-güvenlikte (ya da yaygın deyişle işçi sağlığı iş güvenliğinde), “grup”çu çözümlerin önemini ve tersinin olanaksızlığını bir çok kez vurguladık. Ama bu söylemin, eyleme dönüşebilmesinde, bir yaşam biçimi haline gelebilmesinde toplumsal güvencenin verilmiş olmasının önemi büyüktür.

Ama ne yazıkki, farklı yaklaşımlar ve farklı standartlar, toplumu oluşturan bireylerin tehlike ve/veya olasılığı karşısındaki tutumlarını da farklılaştırmaktadır.

SSK’nın Yeniden Yapılanması II : Kırılganlık ve Özelleştirme

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 54    Yıl : Ocak Şubat 2001

Her yeniden yapılanma, o alandaki deneyimlerin ve gereksinmelerin izini taşımak zorundadır. Hiç kuşkusuz üzerinde en çok konuşulan kurumlardan biri de SSK olmuştur. Bu iki yönden doğaldır. Birincisi, katrilyonu bulan prim alacağı ve katrilyonları bulan bütçesi ile SSK, T.C. bütçesinin üçte birine eşdeğer olup; Bağ-Kur’luların sağlık bakımını üstlendikten sonra da, Bakanın deyişiyle Türkiye nüfusunun %53’üne hizmet sunmaktadır.. İkincisi de, insanların yaşamında en temel gereksinmelerden biri “sosyal güvenlik” olup; bir çok insanın yaşamını yakından etkilemektedir.

Böylesi önemli bir alandaki her düzenleme ve her adım, toplumun bugününü ve yarınını da yakından etkilemektedir. Her ne kadar kendisi bunun ayırdında olmasa da..

Her yeniden yapılanmanın “özdemeci (misyonu)” vardır. Bu özdemeç, bir önceki dönemde karşılaşılan sorunları aşabilmeyi hedefler. SSK’nın giderlerinin çok büyük bir bölümünü oluşturan kazalar ve hastalıklar, çoğunlukla “önlenebilir” nitelikleriyle toplumun dikkatini çekmektedir. Gerçekten de, düzenlenen “işçi sağlığı iş güvenliği haftaları”nda, “trafik kazalarının önlenmesi” ve “aşı” kampanyalarında bu önlenebilirlik işlenmektedir. Hatta artık ezberlediğimiz bir slogan var: “Önlemek, ödemekten kolaydır” diye…

SSK’NIN YENİDEN YAPILANMASI – III
AYIKLAMA VE ÇİFTE STANDART

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı :   56  Yıl : Mayıs Haziran 2001

A-AYIKLAMA

Sosyal Sigortalar Kurumu’nun Sosyal Güvenlik Sistemleri İçerisindeki Özgün Yeri:

Sosyal Sigortalar Kurumu (ilk adıyla İşçi Sigortaları Kurumu) ülkemizin sosyal politika tarihinde çok özel bir yere sahip olup; prim ödeyen ya da emek harcayan milyonlarca insanın birikimiyle varolmuştur Bir sistemin varlığını sürdürebilmesinin en önde gelen koşulu, kendisini yaratan, kendisini besleyen emek ögelerine karşı duyduğu vefa duygusudur. Bu aynı işlevi görecek gelecek kuşaklar için de bir “vefa” güvencesidir.

Sosyal sigortaların, gerek kendi çalışanlarına ve gerekse kendine prim ödeyenlere karşı vefa göstermemesi, gelecek güvencesi konusunda da içten olmadığı izlenimini oluşturacaktır. Bu kabul edilemez.

Sosyal Sigortalar Kurumu, 1946 yılı Türkiye’sinin özgün koşullarında, hem sigortacılık hizmetlerini, hem sağlık hizmetlerini ve hem de eğitim, inşaat vb hizmetleri üstlenerek, “bütünleştirilmiş” (entegre) bir sistem olarak ortaya koymuştur. Uzunca bir dönem “sosyal devlet” yaklaşımını “içten” benimsemiş olan devletin, bu konudaki en önemli araçlarından birini oluşturmuş; “sigortacılık” yaklaşımının çok ötesinde kilit bir sosyal rol oynamıştır.

İşyerlerinde yürütülen teftiş faaliyetleri ve Kurumu korumaya yönelik olarak oluşturulan “öz savunma mekanizmaları” da büyük ölçüde bu “sosyal” yaklaşımdan etkilenmiştir. Bu kuruluşta da doğruydu; bugün de doğruluğunu korumaktadır.

HEDEF : 506 YERİNE 224

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 5    Yıl : Kasım Aralık 1992

Bir sağlık hizmetinin başarısının en önemli göstergesi, toplumda, o alanda herhangi bir sorun görülmemesi ve yakınmaya yol açmamasıdır. Çıkabilecek tek tük sorunların da “hızla” ve “kişiye doyurucu hizmet sunularak” karşılanacağı konusunda güven vermesidir.

Bu ölçütü kullandığımızda SSK’nın sağlık hizmetlerine toplumca “GEÇMEZ” notu verildiği bir gerçektir. Bakmakla yükümlü olduğu kişilerle birlikte toplumun yarısını kavrayan, ülke ilaç tüketiminin üçte birini emen bu kuruluştan beklenen bu değildir.

Bu neden böyledir?

Bir kez, saptanması gereken nokta, sorunun bugünkü hükümetle birlikte başlamadığıdır. Ama yıllardır SSK’ya egemen olan politika bugün de sürdürülmeye çalışılmaktadır.

YOKSULLUKLA SAVAŞ (YOS)

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı :  24   Yıl : Ocak Şubat 1996

“Yoksulluk, nerede olursa olsun,
refah için bir tehlike oluşturur.

 

Yoksulluğa karşı savaşın, her ulus tarafından amansız
bir kararlılıkla ve ortak refahı geliştirmek üzere,
… uyumlu bir uluslararası çabayla
verilmesi gerekir”

EYLEMİN TEMEL YAKLAŞIMI

Maslow’un “İnsanların davranışlarına yön veren ana temanın gereksinmeler olduğundan yola çıkarak Gereksinme Sınıflandırması’nı ortaya koyması“, Roosvelt’in “Gereksinmeden Kurtulma Hakkını, temel insan hakkı olarak ortaya atması“, ilk kez “insan haklarının -adı konularak- uluslararası düzeyde bir belgeye bağlanması“, hepsi ve daha başkaları, iki dünya savaşının ardından gerçekleşmiştir.

İki dünya savaşı ve özellikle de ikincisi, dünyaya ders olmuştur. Devler arasındaki ekonomik çatışmaların, ulusları birbirine düşürmeye kadar varacağı ve küçük bir çıkar grubunun istekleri doğrultusunda tüm toplumun, nasıl bir hezeyana sürüklenebileceği kanıtlanmıştır. Onun için, bu tarihten sonra ortaya konulan insan hakları belgelerinde “barış” hep önde gelen bir istem olmuştur.

Sosyal Güvenliğimizdeki Çatışmaların Tarihsel Kökleri

Görüş Dergisi, TÜSİAD Yayını, Sayı 33, Kasım 1997

Bireylerin en temel gereksinmelerini güvence altına alma çabaları ve toplumun buna katkısı oldukça eskidir. Bunu ilk insan topluluklarının ortaya çıkışına kadar götürmek yanlış olmayacaktır.

Ama gereksinme içindeki bireyin, toplumca korunmasının (yardım görmesinin) bir insan “hak”kı olduğu kavramı daha yenidir. Burada 150 yılı biraz aşan bir geçmişten sözediyoruz.

Her ülkenin, toprakları üzerinde yaşayanların sosyal güvencesini sağlamaya yönelik kurduğu sistemler birbirinden farklılıklar taşımıştır. Çünkü, bu sistem, geleneksel yöntemler kadar, o toplumun demografik yapısından gelir dağılımına; toplumsal mücadele düzeyinden, sağlık davranış düzeyine kadar bir çok etmenden etkilenmektedir. Bugün Avrupa Topluluğu içinde, ortak bir sosyal politika izlemekteki güçlüklerin önemli kaynaklarından biri de işte bu farklılıklar, diğer bir deyimle “ulusal kimlik”lerdir (Kutu No.1).

SOSYAL DEVLETSİZ BİR SOSYAL GÜVENLİK

Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 28 Yıl : Eylul Ekim 1996

Sosyal devlet kavramının ortaya çıkabilmesi için, dünyanın insanının telef olması gerekmiştir. Güvencesizlik içinde geçen yüzyıllar, insanların fizyolojik gereksinmelerini karşılayabilmelerini bile “aslanın ağzı”na koymuştur. Hele, Büyük Sanayi Devrimi, bunların hepsinin üzerine tuz biber ekmiştir.

Ama çekilen çileler, uğranılan haksızlıklar, dünyanın insanında, hak kavramının belirmesine ve gelişmesine yol açmıştır. Yaşamsal gereksinmelerini ve bunu güvence altına almayı, bir başkasının iyi niyetine, keyfine bırakmama düşüncesi ağırlık kazanmıştır.

Biraraya gelme, haklarını isteme, bunun için dayanışma içinde savaşım verme, hatta iktidara göz dikme, “devlet”in yaklaşımında da insana dönük değişiklikler ortaya koymuştur.