ÇALIŞMA YAŞAMI VE REFERANDUM

(SKY TÜRK TV – 8 Eylül 2010 Saat 20.00 – Referandum Özel Yayını)

Prof.Dr.A.Gürhan Fişek

12 Eylül 2010’da yapılacak olan Referandum, TC Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hk Kanunu (07.05.2010 tarih ve 5982 sayılı) yaşama geçirmeyi amaçlamakta. Her bir maddesi ile çalışma yaşamı arasında bağ kurmak olası. Onun için de, içerisinde cımbızla bazı maddeleri tartışmak yerine bütününe bakmak gerekmektedir.

Değiştirilen ve hepsine birden ya EVET ya da HAYIR dememiz beklenen maddeler ne yazık ki eşit ağırlıkta değil. Bu elma ile armudu birbirine karıştırarak tartmaya benziyor.

Anayasa değişikliğini bu şekliyle onaylayan TBMM çoğunluğunun bir OLMAZSA OLMAZ olarak gördüğü maddeler var. Bir de KONULSA DA OLUR KONULMASA maddeler.

Bunu biraz açmak istiyorum.

OLMAZSA OLMAZ MADDELER, aslında, bu zorlu uğraşa girişilmekteki asıl amaçtır. Bunları nasıl anlayacağız. Bu maddeler, kanunun sonuna eklenen geçici maddelerde kendini göstermektedir. Geçici maddelere bakarsak,


  • Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili değişiklikleri kapsadığı ve bunlarla ilgili 30 gün içerisinde işlem yapılmasını öngörmektedir. Ne büyük acele…

  • Öteki maddelerle ilgili işlemler ne zaman yapılsa olur. Sözgelimi :

a) 6.Madde : Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkına sahip olduklarının bildirildiği maddenin hayata geçebilmesi için, “hakkın kapsamının, istisnalarının, kimlerin yararlanacağı, nasıl yapılacağı, usulü-yürürlüğü, hakların emeklilere yansıtılması, hakem kurulunun oluşumu ve çalışma yöntemleri ancak KANUN çıkarılırsa hayata geçebilecektir. Ne zaman? Belli değil. Ama 30 gün içinde olmayacağı kesin. O zaman bu madde ikinci sınıf bir madde

b) 8.Madde : Kamu denetçisi uygulaması getiriliyor. İdareden şikayetlerimizi onay söyleyeceğiz. Vatandaşa sormak gerek, hiç idareden şikayetiniz var mı? Her halde idarenin bir köşesinden şikayeti olmayan pek az çıkar. Ama kanun, onları beklemeye alıyor. Henüz kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi, incelemesi sonucunda yapabileceği işlemler henüz belli değil. Ne zaman saptanacağı da belli değil. O zaman bu madde de ikinci sınıf bir madde. Yani TBMM çoğunluğu tarafından önemsenmiyor; “Konulsa da olur konulmasa da”

  • Bu saydığımız örnekler yeni adımlardı. Bir de KONULSA DA OLUR KONULMASA DA adını taktığımız maddeler arasında, zaten yıllardır ülkemizde uygulanagelenler var. Yani Anayasa’ya konulmasının bir gereği yok. Sözgelimi :

  • 1.madde : Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.

  • İmzaladığımız onca Uluslararası sözleşme, sosyal güvenlik yasaları var. Kanunlarımız var. Ama her şeyden önce Anayasa’nın girişinde “demokratik, sosyal, hukuk devleti” olduğundan söz eden bir devlet, elbette, eşitsiz konumdaki vatandaşlarını diğerleri ile eşit duruma getirecek.

  • 18 yaşından küçük çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaları yasak. 15 yaşından küçük çocukların bir ücret karşılığı çalıştırılması yasak. Türkiye’de bu yasalar tümüyle uygulanıyor mu? Çocuklarımızın sesini duyar gibiyim HAYIR. Çıraklarımızın yasaya göre yılda 30 gün ücretli izin yapmaları gerekiyor. Soruyorum çıraklarımıza. Hanginiz yılda 30 gün izin yapabiliyorsunuz. Değil 30 gün 20 gün yapan var mı? Bu yasaları kim uygulamıyor, kim uygulatmıyor. YASA var ama UYGULANMIYOR. Çünkü devlet izlemiyor. Anayasaya da koysanız ne farkedecek.

Gelelim konulsa da olur konulmasalardan birine: 1982 Anayasa’sının 15.maddesi kaldırılmak isteniyor. Yani 12 Eylül askeri darbesini yapanlar yargılanacakmış. Kimbilir ne kadar uzun bir zaman alacak bu… Bu anayasa değişikliğini yapmak isteyenler samimi ise 12 Eylül’ün yıkıntılarının tamir edilmesi için yapılabilecek çok basit adımlar var; öyle ANAYASA değişikliğine REFERANDUM’a filan da gerek yok.

  1. Çocuk istismarından, çocuklarımıza sahip çıkmaktan söz ediyorsunuz. 12 Eylül 1982 yılında, Cumhuriyetin Anıt Kurumlarından, Cumhuriyetin göz bebeği olan ve 1921 yılında kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu’nu kapattı ve tüm mallarına el koydu. O bir dernekti ve devletleştirildi. Halkımızın bağışları ile çocuklarımızın korunması için yıllarca büyük özveriyle çalışan bu kurum yok edildi. Hukuk tanımaz bir davranıştı. Hala onarılmadı.

  2. Yine Cumhuriyetin anıt kurumlarında Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu devlet tarafından kapatıldı. Onlar birer dernekti ve devletleştirildi. Atatürk’ün vasiyeti çiğnendi ve bütün gelirleri hazineye kaydırıldı. Hukuk tanımaz bir davranıştı. Hala onarılmadı.

Nereye gitti bütün bu paralar?

12 Eylül ile hesaplaşmak isteyenlere çağrım var. Önce bu kurumlara yeniden haklarını iade etsinler.

Onun için 12 Eylül askeri darbesinin yıkıntılarıyla uğraşalım. Gerisi konulsa da olur konulmasa da.

ŞİMDİ OLMAZSA OLMAZLARA GELMEK İSTİYORUM. Anayasa’da değiştirilmek istenen asıl maddelere baktığımız zaman, bunlar kendilerini YÜKSEK YARGI KURUMLARI’nın yapısında ve oluşumunda göstermektedir.

Konumuz sendikal haklar. Onun için bu kurumların çalışma yaşamı bakımından ne denli önemli olduklarını ve yapılan değişikliklerin milyonlarca işçiyi neden kötü etkileyeceğini anlatmak istiyorum.

Ama önce Yüksek Yargı ile İş Mahkemeleri arasındaki köprüyü kurmamız gerek. İş Mahkemesi hakimlerinin güvencesinin, kararlarını adil olarak verebilmelerinin, işçi lehine yorum yapabilmelerinin tek yolu, çevreden korunabilmelerinden geçmektedir. Küçük ve dar bir çevredesiniz ve o yörenin en etkili-en zengin-en sözü geçen işvereninin fabrikasında iş kazası sonucu mağdur olmuş bir işçinin tazminat davasına bakacaksınız. Geleceğinizden korkmadan, nereye sürüleceğinizi düşünmeden ve belki de hapislerde çürütülebileceğinizi aklınıza getirmeden karar verebilir misiniz?

Eğer Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun adaletine güveniyorsanız EVET adil bir karar verebilir; mağdur işçinin haklarını koruyabilirsiniz.

Ama ne yazık ki bu anayasa değişikliklerinden sonra buna olanak yok. Çünkü yeni anayasa değişiklikleri HAMİLİNE KART uygulamasını getiriyor. Yani iktidar partisinin ilçe teşkilatından, il başkanından, milletvekilinden, parti genel başkan yardımcısından kart getirirseniz ve o derse ki, “Bu benim yakınımdır” tersini yapmak yürek ister.

Ülkemizde ne yazık ki, bir çok kurumda HAMİLİNE KART uygulaması vardır. Ama yargı bu durumda değildi. Ne zamana kadar? Bugüne kadar. Eğer anayasa değişiklikleri bu haliyle çıkarsa, varın görün ne olacak? Ben önceden söyleyeyim.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 7 üyesinden 5 tanesi hukuk fakültesi mezunu idi (Adalet Bakanı ve müsteşarı dışındakiler). Ama yeni anayasa değişikliği ile bu kuruldaki üye sayısı 21’e hukukçu olmayanlar da 7’ye yükseltiliyor. Hakim-savcı atamalarında ve onların koğuşturulmalarında, hukukçu olmayanın ne işi var? O ne anlar bu işlerden?

Bu kurulun, iktidar partisinin kontroluna girmesi için bir de “4 yıl süre ile oraya seçilen birinci sınıf hakim-savcılar ve birinci sınıf idari hakim ve savcılar” var.. 10 asil ve 6 yedek.

Bu değerli hakim ve savcılarımız hakkında Adalet Bakanı istediği an soruşturma açtırabilir ve onları süründürebilir. Bunların örnekleri daha önce oldu. Ayrıca bu değerli hakim ve savcılarımız 4 yıl sonra ne olacaklarını da düşünmek zorundalar. Daha önce olduğu gibi orada ömür boyu kalamayacaklar ki, kendilerini güvende hissetsinler. O zaman HAMİLİNE KART yazılı olarak önlerine gelenlere direnemeyecekler.

(Size yaşanmış bir olay anlatacağım :

Yıl 1930 … Yargıtay o zamanki adıyla Temyiz Mahkemesi Eskişehir’de faaliyet gösteriyor. Bakanlardan birinin dolaylı olarak ilgili olduğu bir dava da Temyiz Mahkemesi’nde görülüyor. Bir gün O Bakan, Eskişehir’e geliyor. Herkes bunu duyuyor. Ve Temyiz Mahkemesi’nin Başkanı, o davaya bakan Mahkeme Reisi’ni odasına davet ediyor:

  • Sayın Hakim bey, gelin bir kahvemi için, diyor.

Mahkeme Reisi, hakim şöyle yanıtlıyor :

  • Sayın Başkan. Size saygım sonsuz, kahvenizi içmeyi de isterim. Ama yanınızda o bakanın olduğunu biliyorum ve ben odanızın kapısından içeri girersem, o davadan çekilmek zorunda kalırım. Çünkü şaibe altında kalırım. Emrederseniz yanınıza geleyim.

Temyiz Mahkemesi Başkanı telaşla,

– Hayır hayır gelmeyin diyor.)

İşte bu anayasa değişiklikleri gerçekleşirse böyle hakimleri mumla arayacağız.

İşçilerimiz, mağdurlarımız -bulurlarsa- iktidar partisi yöneticilerinden birer kart işlerini görebilirler, yoksa adalet mekanizmasından adalet beklemesinler.

*

Gelelim işçi aleyhine ya da sendikalarla ilgili Anayasaya aykırı yasalara. Bunların iptali için Anayasa Mahkemesine gitmek istiyorsunuz ama, orada da “hukuk eğitimi” görmemiş bir sürü insan ile karşılaşıyorsunuz.

Anayasa mahkemesi’nin -eğer referandumda EVET çıkarsa- iki yeni üyesi var. Bunların tek özelliği TC vatandaşı olmak ve üniversite bitirmiş olmak. Ne alaka?! En yüksek yargı organında iki tane sıradan vatandaş. Ne hukuktan anlarlar, ne de yıllardır verilen kararlardan… Onları doğrudan Cumhurbaşkanı bulur ve atar.

Anayasa değişikliği önerisine göre, Anayasa mahkemesinde hukukçu olmayanların oranı 19’da 12… Yani çoğunluk. Düşünün tüm devlet büyükleri (Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genel Kurmay başkanı dahil) yargılanacak ve onları hukukçu olmayan 12 kişi yargılayacak. Böyle bir saçmalık olabilir mi?

Çalışanlar arasında adaletsizlik var. Bir grubun hem toplu iş sözleşme hakkı var hem de istekleri kabul edilmezse greve gitme hakkı var. Ötekinin yok. Bu anayasanın eşitlik ilkesine aykırı. Ama Anayasa Mahkemesi’nde hukukçular azınlıkta. Nasıl bu hukuksuzluğu anlatacaksınız?

Ben bu anayasa değişikliklerinin gerçekleşmesi halinde, hukuksuzluğun artacağını ve çalışma yaşamının çok derinden ve olumsuz etkileneceğini düşünüyorum.

*

Anayasa eklenmesi planlanan yeni maddelerden biri memurlara toplu sözleşme hakkının tanınacağını söylüyor. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi, 30 günlük süre içinde gerçekleştirme yükümlülüğü tanınan maddelerden değil, bu madde… Demek ki, “olmazsa olmaz” maddeler arasında yer almıyor. Grev hakkı ile tamamlanmadığı için, getirdiği gelişme de son derece sınırlı, yine memur hakları hükumetin iki dudağının arasında, demek ki “konulsa da olur, konulmasa da” maddelerden biri.

*

Anayasa değişiklikleri ile çalışma yaşamına ve sendikal haklara bir katkıda bulunmak isteniyorsa, yapılması gereken çok geniş bir katılımla ve en temel sorunlardan başlayarak yola çıkılması… Sürecin yine geniş katılımla, hoşgörüyle sürdürülmesi ve geliştirilmesi… Anayasa değişikliklerin oluşum sürecinde de, halkoyuna sunuluş biçiminde de, propaganda sürecinde de bu saydıklarımızdan eser yok.

Demek ki, anayasa referandumu çalışma yaşamına koca bir sıfır getiriyor.