COVID-19 Krizinde Ticaret Sektöründe Uluslararası Sendikal Mücadele Pratikleri ve Türkiye’ye Dair Öneriler

Giriş

İster ekonomik, ister siyasal, ister sosyal ve son dönemde yaşamakta olduğumuz COVID-19 pandemisi gibi ister sağlıkla ilgili bir kriz olsun, kapitalist ekonomi-politiğin hüküm sürdüğü kürede krizden en fazla etkilenen kesim istisnasız emekçi kitlelerdir. Bu krizden emekçi kitlelerin daha az zarar görmesi için mücadele hattı emekçilerden ve onların örgütlerinden oluşmaktadır. Peki COVID-19 sürecinde emekçilerin haklarını korumak ve geliştirmekle görevli sendikalar ne yapıyor?

Bu amaçla bu yazıda  pandemi krizinde emekçilerin korunmasına dair sendikal faaliyetler incelenecektir. Ancak bu yazı, sendikaların genel bir değerlendirmesine yönelik olmayıp, sadece ticaret işkolunda faaliyet gösteren (örgütlü olan)   farklı ülkelerdeki sendikaların COVID-19’a karşı almış ve almakta oldukları önlemler ile talepleri aktarılacaktır. Son kısımda da Türkiye’deki sendikaların faaliyetlerine dair bir değerlendirme yapılıp,  öneriler sunulacaktır.

COVID-19 – Koronavirüs Herkes İçin Aynı Düzeyde Bir Tehdit mi?

Koronavirüs (COVID-19) salgını dünyayı saran bir salgına dönüşüp, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Pandemi” ilan edilince, küresel anlamda tüm ülkeler farklı düzeylerde önlem almaya başladılar. Virüsün coğrafi etki alanı genişledikçe ülkelerde daha tedirgin olmaya başladılar. Küresel anlamda yapılan açıklamalarda ortaklaşan iki vurgu vardı: Birincisi COVİD-19’un yaş arttıkça; özellikle 60 yaş üzerindekiler ile kalp, diyabet, tansiyon ve akciğer kaynaklı kronik hastalığı olanlarda daha tehlikeli olduğu ve mortalitenin (ölüm oranının) bu grup hastalarda daha yoğun olduğuydu. İkincisi ise bu hastalığın zengin fakir kimseyi ayırt etmediği ile ilgiliydi. Birinci görüş için istatistiksel veriler savı doğrular nitelikte olmakla birlikte ikinci sava bir itirazımız var. Burada virüsün kişi ve grup ayırt etmesi gibi bir durum söz konusu değil kuşkusuz. Ancak bu sürecin ekonomi politiği bize farklı fakat bilindik bir şey söylüyor. O da bu sürecin sınıfsal karakteri ile ilgilidir. COVID-19’un bağışıklık sisteminin güçlü olup olmamasına bağlı olarak etkisi de artıyor. Zenginler kendilerini bir şekilde virüsten korumanın yolunu bulurken, emekçi ve yoksul kitleler her zamanki gibi tehlike ile yüz yüze kalan kesim oldu ve olmaya da devam ediyor. Bağışıklık sisteminin güçlü olması beslenme alışkanlığı ve imkanları ile ilişkili olduğunu düşündüğümüzde COVID-19’un öncelikli hedef kitlesin kimler olduğu da açıkça ortaya çıkacaktır. Her ülke önlem olarak dışarıya çıkmayı sınırlandırmaya çalışırken, istisnai olarak çalışanların durumu hariç tutulmuştur. Kamu çalışanları nispeten daha fazla güvenceye sahipken, özel sektör çalışanları korumasız bir şekilde ortalıkta bırakılıyor. İmalattan hizmetlere, inşaattan tarıma tüm sektörlerde çalışma devam etmektedir. Tüm sektörlerde çalışmanın devam ediyor olmasına karşın; daha fazla risk barındıran işler sağlık, market, banka, benzinlik, posta, kurye ve belediye hizmetleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Sağlık emekçileri hastaları sağlığına kavuşturmaya çalışırken, özellikle ticaret sektöründeki market çalışanları ise halkın sağlıklı kısmını ayakta tutabilecek gıda ve hijyen maddelerini evlere ulaşmasını sağlıyor. Bu iki grup doğrudan kapalı ortamlarda ve yoğun insan kitlesi ile diğer bir ifade ile potansiyel COVID-19 taşıyıcıları ile yüz yüze kalmaktadır. Her iki hizmet de kamusal sağlığa (halk sağlığı) yönelik hizmet olmasına karşın, sağlık emekçileri tam olmasa da kısmen kamu otoritesi tarafından az da olsa ekonomik anlamda korunma altına alınmıştır. Burada ifade edilen tam bir korumanın sağlandığına yönelik olmayıp,  karşı karşıya oldukları riskin devam ettiğini de özellikle belirtmek gerekir. Sağlık emekçilerinden farklı olarak özel sektördeki market çalışanları bir yandan kamu sağlığı için hizmet üretirken bir yandan da işverenine de artı değer üretmeye devam etmektedir. Ve artı değer üretimi göz ardı edilmektedir. Yaşadığımız pandemi döneminde dahi emek-sermaye çelişkisi varlığını acımasız bir şekilde hissettirmektedir. İşveren evinde kendisini karantinaya almışken, akıllı telefon ve tabletinin ucunda işleri hiçbir risk almadan takip ederken, yüzbinlerce market çalışanı gecesini gündüzüne katmış, kendisini ve ailesini COVID-19 riski ile karşı karşıya bırakacak koşullarda çalışmaya devam etmektedir.  Bu süreçte sermayenin satış hacimleri ile işçilerin yaşamla geçim arasındaki kaygısı paralel bir şekilde artarken, işçilerin en azından bunun riskini karşılayabilecek ekonomik talepleri ile ters orantılı bir ilişki içerisindedir.

Türkiye’de bu grup çalışanlar için ne kamu otoritesi ne de işverenler alınması gereken sağlık güvenlik önlemeleri dışında (o da biraz tartışmalı ve gecikmeli bir şekilde yürütüldü) bir sosyal ve ekonomik önlemi aklına bile getirmedi. COVID-19 küresel boyutta tüm insanların hayatlarını tehdit ederken, bu süreçte emekçi kitleler bir kat daha fazla tehdit altında ve bunu emekçi kitlelerin pandemisi olarak ilan etmenin pek de hatalı olmayacağı görüşündeyim. Emekçileri bu pandemiye karşı koruyacak olan her ne kadar beklenti olarak devlet (Kamu otoritesi) ve işverenler görülse de asıl koruyucular sendika ve emek yanlısı STK’lardır.

Bu süreçte bazı sendikalar üyelerine yönelik çeşitli kazanımlar elde etmeye ve önlemler almaya çalışsa da, geneli düşündüğümüzde bunlar çok yetersiz kalmıştır. Bu bağlamda diğer ülkelerdeki durum ve sendikaların faaliyetleri “iyi uygulama” bağlamında hükümete, sendikalara ve işverenlere bir yol gösterici nitelikte olabilir. Farklı ülke deneyimleri riski deneyimlemek yerine, en azından acil önlemlerin önceden alınmasına katkı sağlar.

 

Uluslararası Düzeyde Ticaret Sektöründe Faaliyet Gösteren Sendikalar Neler Yapıyor?

Bu kısımda ticaret sektöründe faaliyet gösteren farklı ülke sendikalarının faaliyetlerini kısaca aktaracağız. Buna öncelikle ticaret sektöründeki sendikaların üyesi olduğu uluslararası sendikal üst kuruluş olan, UNI Global Union’dan başlayacağız. Ardından farklı ülke sendikalarının bu süreçteki faaliyetlerine değinilecektir.

Ticaret işkolundaki sendikaların küresel üst kuruluşu (sendikal üst örgütü) UNI Küresel Sendika’dır (UNI Global Union). UNI küresel sendika bu krizin iyi yönetilmesi gerektiğine yönelik olarak sadece üyesi işçi sendikalarına değil, tüm perakende sektörünün aktörlerine de çağrıda bulundu. UNI Küresel Sendika’nın ticaret birimi UNI Ticaret (UNI Commerce) başkanı Mathias Bolton yaptığı çağrıda “Son derece belirsiz bir gelecekle karşı karşıyayız ve takip edecek olan ekonomik kriz, virüsün yayılmasından sonra bile, birçok işi riske atacak. Tüm küresel perakendecileri sendikalarla diyaloga girmeye ve faaliyet gösterdikleri her ülkede çalışanlarını korumaya çağırıyoruz. İşçiler kendilerini öne sürerken (cepheye koyarken) şirketlerin şimdi harekete geçmeleri ve sosyal sorumluluklarının gereklerini yerine getirmeleri gerekiyor” ifadelerini kullanmıştır. UNI Ticaret, aynı zamanda süpermarketler ve marketlerdeki işçileri korumak için ülkeler ve bölgeler arasında bir dizi ortak talep de belirledi[1]:

Birincisi, sendikalar tüm çalışanların, yüz maskeleri ve koruyucu eldivenler gibi gerekli koruyucu ekipmanlarla donatılmasını, müşterilerin kasiyerler ile güvenli bir mesafe gözlemlemelerini ve nakit kullanmadan, özellikle kredi kartı ile ödeme yapılmasını,

İkincisi, birçok sendika müşterileri çalışanlara saygı göstermeye ve panik alımından (Panic shopping) kaçınılmasını,

Üçüncüsü, sendikalar işçilerin ücretli hastalık izni alma hakkına sahip olmalarını ve enfekte olma ya da savunmasız bir kategoriye dahil olma riski taşıdıklarını düşünmeleri halinde çalışmaya zorlanmamaları gerektiğini talep etmektedir.

 

UNI Küresel sendika küresel çerçeve sözleşmesi imzalamış olduğu şirketlerle bir araya gelerek bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetmenin yollarını da arıyor. Bu bağlamda UNI Ticaret, Carrefour Grup ve Auchan Retail gibi dünyanın iki büyük perakende gıda Hipermarket devi ile bir ortak bir deklarasyon yayımladı[2]. Deklerasyon’da  a) İlgili ülkelerdeki tüm çalışanlar için tavsiye edilen hijyen ve güvenlik kurallarının iyileştirilmesi, b) Mağazalar, arabayla servis, eve teslim ve lojistik depolar için sağlık düzenlemeleri, c) Çalışanlar için sosyal destek önlemleri, d)  Belirli bir statüye sahip çalışanlara destek (örneğin engelli işçiler, hamile kadınlar) konuları yer aldı.

Ülkeler bazında baktığımızda da farklı uyulama ve taleplerin dile getirildiğini görüyoruz. Avrupa’da COVID-19’dan en çok etkilenen iki ülke olan İtalya ve İspanya’da ticaret işkolundaki sendikalar, COVID-19 karşısında mağaza ve özellikle marketlerde hizmet vermeye devam eden işçilerin yanı sıra eve gönderilen (online satış- eve teslim) diğer ticaret işçilerine yardım etmek için harekete geçtiler ve bunlara yönelik önlem ve talepleri öne çıkardılar.

İtalyan sendikaları, FILCAMS, FISASCAT ve UILTUCS, işveren derneği Federdistribuzione ile birlikte sağlık otoritesinden önlem alınmasını talep etmek için bir araya gelen işçiler için gerekli koruyucu ekipmanı sağladı. Ayrıca hükümeti, sözleşmeleri askıya alınan işçilere finansal destek sağlamaya ikna etme konusunda başarılı olmuşlar ve süpermarket çalışanları üzerindeki baskıyı hafifletmek için mağaza çalışma saatlerinde bir azalma sağlamışlardır.

İspanyol sendikaları CCOO ve UGT, marketlerde hizmet vermek zorunda kalan çalışanlar için kritik güvenlik önlemlerinin acil olarak alınması ve uygulanması için hükümete ve ilgili marka ve işyeri sahiplerine ortak talepler gönderdiler.

USDAW/İngiltere hükümete çağrıda bulunarak market işçilerinin özellikle bu dönemde korunması gerektiğine yönelik bir düzenleme yapılmasını talep etti. USDAW çağrısında “Bunun stresli bir zaman olduğunu anlıyoruz ve müşterilere, market işçilerinin saygıyı hak ettiklerini ve hiçbir istismar seviyesinin kabul edilemez olduğunu hatırlatıyoruz. Bu durum asla işin bir parçası olmamalı” ifadelerini kullandı. Birleşik Krallık hükümeti süpermarket çalışanlarını korumak için sendika taleplerini takiben yeni bir yasa çıkardı.

Avusturya SDA sendikası halka bu süreçte market çalışanlarına saygı duymaları gerektiğine yönelik çağrıda bulundu[3]: “Topluluğumuzdaki birçok insanın şu anda endişeli olduğunu anlıyoruz, ancak süper marketlerde ve benzeri diğer yerlerde görmüş olduğunuz çalışanların da sizinle aynı teknede olduğunu unutmayınız. Hepimiz beraberiz”.  SDA Sendikası, herkesin COVID-19’dan korunmak için evine kapandığı dönemde, özellikle sağlık çalışanları, market işçileri, eczacılar ve petrol istasyonlarındaki işçilerin çalışmaya devam ettiklerinin altını çiziyor. “Bu işçilerin çabaları olmadan, bu koşullar altında hane halkları ihtiyaç duydukları gıda, yakıt ve tıbbi malzemeyi almaları giderek zorlaşacaktır. Bu nedenle ticaret sektöründe ve özellikle marketlerde doğrudan ön tarafta çalışan yaklaşık 250-300 bin işçi için çalıştıkları her saat için 5 Dolar ek ücret talep ediyoruz. Bu işçiler hizmet etmeye hazır. Toplumu beslenmiş ve sağlıklı tutmak için alacakları risklerin küçük bir onayını hak ediyorlar” ifadesini kullanmıştır.

COVID-19 krizi sürecinde sendikaların yapmış olduğu faaliyetlerin kimi zaman üye kazanımlarına da yol açtığı görülmüştür. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse; bu süreçte kendilerinin tek kurtarıcısı ve kollayıcısı olarak sendikaları gören işçiler yoğun bir şekilde sendikalara üye olmuşlardır. İsveç Handels sendikası, perakende sektör işverenleri ile yaptığı müzakerelerde Koronavirüs sürecinde işten çıkarmaları önlemek ve kriz sırasında işçi ücretlerini korumak adına büyük bir başarı elde etti. Bu başarı, sadece geçtiğimiz ay içinde 5 bin yeni üye kazanmasına yol açtı. Handels’in İsveç Ticaret Federasyonu Svensk Handel ile yaptığı anlaşma çerçevesinde bir çalışanın çalışma süresi yüzde 20, 40 veya 60 oranında azaltılabilir. Bununla birlikte, devletten sağlanan mali destekle ücretler sadece sırasıyla yüzde 4, 6 ve 7,5 azalacak. Böylece sendika, bir yandan üyelerinin işlerini korurken, diğer yandan da gelirlerini yüksek seviyede tutmayı başarmış oldu. Diğer yandan sözleşmede işveren ve sendika temsilcileri koronavirüs sürecinde alınması gereken sağlık ve güvenlik tedbirleri ve ekonomik krizin etkisi ile işten çıkarmaları engelleyecek ortak ilkelerde anlaşma sağladılar. Ayrıca iş süreçlerinde değişiklik yapılması da öngörülmesine karşın; bu değişikliklerin karar mekanizmasında sendikanın yer alması ve ortak karar alınması önemle vurgulandı[4]. Handels’in yapmış olduğu bu anlaşma, toplu pazarlığın ve sosyal diyaloğun krize yanıt vermede nasıl önemli ve etkili bir rol oynadığını göstermesi bağlamında oldukça değerlidir. Bu örnek bize, süreci işçiler adına iyi yöneten sendikaların krizden güçlenerek çıkabileceklerini de tanıtlamıştır.

Almanya’dan Ver.Di, İrlanda’dan Mandate ve ABD’deki UFCW de en yüksek güvenlik standartlarını sağlayarak işçilerin olası bir enfeksiyondan korunmasına yönelik çağrıda bulundular.

Mağaza Çalışanları Müşteri İle Temastan Kurtuldu Ama İşsizlik İle Yüz Yüze Kaldı

Perakende ticaretin gıda bölümü yüksek satış hacimlerine ulaşırken, perakende tekstil kısmı ise dramatik bir şekilde ters bir durum yaşıyor ve çalışanlarının neredeyse tamamı zorunlu evde kaldı. Krizin ilk kapatmaları tekstil devi ZARA ve elektronik eşya devi Apple’dan gelmişti[5]. Özellikle İspanya ve İtalya gibi sokağa çıkmanın yasaklandığı ülkelerde, bu olağanüstü dönemde acil önlem planları çerçevesinde hem çalışanların hem de firma sahiplerine destek sağlayabilecek ve özellikle işyerlerinin kapanmasını ve işten atılmaları önlemeye yönelik fonlar oluşturmaya çalışmaları devam ediyor.

Ek olarak Avusturya, Belçika, Fransa ve Peru’da sendikalar, yaptıkları lobi çalışmaları ile (sosyal diyalog) işyerlerinin kapanışları sırasında işçilerin maaşlarını güvence altına almaya yönelik düzenlemenin yapılmasını sağladılar. Ancak, uzun vadede işsizlik sigortası geliri ile işçilerin aylık ücretleri arasındaki farkın işverenlerce karşılanıp karşılanmayacağına ve işverenlerin buna ne kadar istekli olacaklarına yönelik belirsizlik bir soru işareti olarak durmaktadır.

Türkiye’ye Dair Notlarla Birlikte Değerlendirme ve Sonuç

Yukarıda daha önce ifade etmiş olduğumuz gibi, market çalışanları başta olmak üzere, ticaret sektörü çalışanları COVID-19 Pandemisinin en savunmasız grupları arasında. Hatta sağlık çalışanlarından sonra en fazla risk altındaki çalışanlar olduklarını ifade edebiliriz. Market çalışanlarından farklı olarak, sağlık çalışanları kimin hasta olduğunu tespit edebilme yeteneğine ve imkanına sahipken, market çalışanları böyle bir imkana sahip değildir. Bu nedenledir ki daha fazla korunmaya ihtiyaçları vardır. Farklı ülke uygulamalarından da görüldüğü gibi bu grup emekçilere yönelik sendikalar aracılığı ile belli kazanımlar elde edilmiştir. Bu kazanımların sendikaların baskıları neticesinde olduğu açıktır. Ülkenin refah içinde olması ya da demokratik kurumlarının işlerliğinden bağımsız olarak sendikal hareketin etkisi yüksektir. Daha önce de ifade etmiş olduğumuz gibi ticaret sektörü işvereni, diğer bir ifade ile ticaret burjuvazisi bu süreçte karını maksimize etmeyi başarmıştır.

Süreç Türkiye’de de çok farklı ilerlememektedir. Sendikaların baskıları ve kamuoyu oluşturmaları neticesinde çalışma yaşamına dair  bazı düzenlemeler yapıldığı görülmekle birlikte, sermayeyi desteklemeye yönelik katkıların yanında cılız kalmıştır. Bu sürecin sınıfsal karakterinin altını daha önce çizmiştik. Emekçi kitleler sesini çıkarmadığı ve gücünü göstermediği sürece göz ardı edilmiştir. Örgütlü örgütsüz işçiler adına görüş bildiren konfederasyonların da görüş ve beyanat vermekten öteye gidemedikleri bir süreçle karşı karşıyayız. Yukarıda örneklerini verdiğimiz ülkelerde elde edilen bazı kazanımların çeşitli eylem ve grevler sonucunda olduğu da bilinmektedir[6].

Türkiye’de ticaret işkolunda örgütlü olan Sendikalar kendi örgütlü oldukları işyerlerine yönelik düzenlemeler için işverenlerle görüşmeler yürütüp, bazı koruyucu önlemler aldırmışlardır.  Buna ek olarak Tez-Koop-İş Sendikası COVID-19 Pandemisinin Türkiye’de görülmesi ile birlikte ulusal basına AVM gibi toplu şekilde çalışılan yerlerin derhal kapatılmasına yönelik uyarı ilanları verdi[7]. Ancak bu uyarının siyasi ve ekonomik erk tarafından önemi daha yeni anlaşılıyor gibi görünüyor.

Buraya kadar uluslararası düzeyle birlikte sendikaların faaliyetlerine yönelik bir değerlendirme yaptık. Bunların genelde örgütlü işçilere yönelik olduğunu düşündüğünüzde buzdağının asıl görünmeyen ve göz ardı edilen kısmı ise sendikasız işçilerin durumudur. Sendikalar örgütlü işyerlerinde önemli ve öncelikli önlemleri aldırabilirken, tabir-i caiz ise güvencesiz işçiler COVID-19 ile aynı ringde, kask ve eldivensiz mücadele etmektedir.

Türkiye’de neler yapılması gerektiğine yönelik birkaç kelam etmek gerekirse; özellikle market çalışanları da sağlık çalışanları gibi ek ödeme ve güvenceye kavuşturulmalıdır. Bu amaçla sendikalar işverenlerle bir araya gelerek protokol imzalamalı, ek olarak da, bu döneme özel hükümet tarafından bu yönde bir düzenleme yapılması sağlanmalıdır. İngiltere, İrlanda, Kanada ve ABD’de market çalışanlarına COVID-19 önlemleri çerçevesinde risk primi ödenmektedir.  Tez-Koop-İş Sendikasının basına da yansıyan ve market işçilerine çalıştıkları saat başına ekstra 5 TL ücret ödenmesi talebi[8] bu doğrultuda atılmış değerli bir adım olarak görülmeli ve desteklenmelidir.

Diğer yandan tüm işyerlerinin denetimi sağlanmalı, özellikle hem müşterilerin birbirleriyle hem de müşterilerin başta kasiyerler olmak üzere tüm çalışanlarla bireysel fiziki mesafelerinin korunması ve ödemelerin de temassız kredi kartı ile yapılmasına yönelik işyeri düzenlemeleri sağlanmalıdır.

Çalışma sürelerinde kısıtlamaya gidilmeli ve bu doğrultuda da çalışanların dönüşümlü olarak işe gelmesi sağlanmalıdır. Bu süreçte artan iş yoğunluğuna bağlı olarak ek istihdamla çalışanların üzerindeki iş yükü azaltılmalıdır.

Ticaret sektörünün diğer önemli kesimi olan mağaza çalışanlarının gelir kayıplarının telafi edilmesi için gerekli fon kaynakları sağlanmalıdır. Fon’un katkısı kesinlikle asgari ücretten düşük olmamalıdır.

Ücretsiz izin uygulamasının önüne geçilmesi için düzenleme yapılmalı, hak edilen yıllık ücretli izinlerin zorla kullandırılması uygulamasının bir hak kaybı niteliğinde olduğu bilinmeli ve bu yönde çalışmalar yapılmalıdır.

Ticaret işkolundaki sendikalarımızın bu süreçte başta üyeleri olmak üzere, tüm sektör işçilerinin sağlığı, güvenliği ve sosyoekonomik durumlarını iyileştirmek için mücadele etmeleri önlerindeki en önemli ve öncelikli görev olarak durmaktadır. Bu krizin faturası da emekçi kitlelere çıkarılmamalı, bu kriz işçi sınıfının ekonomisinden çok hayatını tehdit etmektedir.

 

 

Kaynaklar:

[*]  Sendika Uzmanı – Tez-Koop-İş / Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Gönüllüsü

[1] https://uniglobalunion.org/news/covid19-uni-commerce-unions-stand-workers-time-crisis

[2] https://uniglobalunion.org/news/auchan-and-carrefour-sign-landmark-declaration-uni-tackle-covid-19

[3] https://www.theaustralian.com.au/nation/politics/coronavirus-union-seeks-pay-boost-for-retail-staff-on-frontline/news-story/b97b71623be38de5685ce6ed7a8fe075?fbclid=IwAR0WfDf6RL6zyBjISMvZQe7N9DKC7NOAQvLQAW4MefGGINxJ97v7Lk3UVDs

[4] https://uniglobalunion.org/news/swedish-union-gains-5000-new-members-during-covid-19-crisis

[5] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/unlu-marka-magazalarini-kapatiyor-1727243

[6] Gall, G. (2020), “Building Picket Line, When We Can’t Stand Together”, https://jacobinmag.com/2020/04/picket-lines-strikes-coronavirus-pandemic-workers

[7] https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/tez-koop-isten-koronaviruse-karsi-avmler-icin-onlem-cagrisi/1769103

[8] Özdemiroğlu, H. (2020), “Risk Aynı, Ödeme Yok”,  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/unlu-marka-magazalarini-kapatiyor-1727243 (Erişim 26.03.2020)